Warning: mysqli_real_escape_string() expects exactly 2 parameters, 1 given in /var/www/vhosts/eu.kurdistan-post.eu/httpdocs/engine/classes/mysqli.class.php on line 162 Warning: preg_replace_callback(): Requires argument 2, 'langdate('\1', '1328624351')', to be a valid callback in /var/www/vhosts/eu.kurdistan-post.eu/httpdocs/engine/modules/show.full.php on line 245 DataLife Engine > Версия для печати > Veli’ye 21 Gramlık Nefes!
DataLife Engine > Mehmet Sebatlı > Veli’ye 21 Gramlık Nefes!

Veli’ye 21 Gramlık Nefes!


7-02-2012, 15:19. Разместил: Mehmet Sebatlı
Veli’ye 21 Gramlık Nefes! - Mehmet Sebatlı
Veli’ye 21 Gramlık Nefes!


İnsanın ruhu 21 grammış. Veya soluduğumuz son nefesimiz bu kadarmış.

Veli’nin nefese ihiyacı var.

Veli? Onu tanımıyorum; hem zaten onun gibiler tanınmazlar, adları olup da bir hayatı olmayanlardandır onlar. Sadece yaşadıkları dönem, yaşamış oldukları ortamlarda kiminle yaşamış olsalar onlar tarafından bilinirler. Sonra da unutulurlar, çünkü yazılı kaynaklar onlardan bahsetmez. Çünkü kıbritin çöpü değil, onun türevi olan alevdir tarihçilerin dikkatini çeken. Tarih eğer aynı doğrultuda ve aynı amaçla hareket eden kitlelerin bilinçli ve bilinçsiz eseriyse tanınmayan adsız emekçiler bunun hamalıdır.

Kaçınız Ehmed Repo’yu tanırsınız? Kafasından ayak parmaklarına kadar vücudunun sayısız yerine kurşun ve şarapnel parçası değmiş olan Botanlı Ehmed Repo…

Biliyorum sadece onunla kalanlar tanır onu.

Ya Liceli sağır Elişer’ı duyan, bilen var mı?

O da öyle. Bunlar varken vardılar, her işe yetişiyor, her göreve itirazsız koşuyorlardı.

Hayatta değiller ikisi de. Siyaset unutsa da onları, birlikte yaşadıkları silah arkadaşları ve edebiyat unutmaz onları.

Edebiyat, tarih ve siyaset gibi değidir; daha vefalıdır, daha vicdanlıdır, zira yenik düşmüş ve köşede bucakta unutulmuş hayatların sahiplerini bulup ölümsüzleştirir.

Sadede gelelim: Veli’yi tanıyan var mı? Batmanlı Veli. Hani bir ayağını Kürdistan dağlarında kaybeden, ama davasından vazgeçmeyen ve sadece birlikte olduğu yerlerde tanınan Veli’den bahsediyorum.

O şimdi Hamburg‘da…

Hamburg’a tekrar döneceğiz, çok daha gerilere, Veli’nin hikayesinin başladığı yıllara gitmeliyiz şimdi. Yoksa Veli’yi tanıyamayacağız.

***

Veli 1977‘de lise öğrencisi olduğu Batman’da Mazlum Doğan’ın çabalarıyla Kürdistan mücadelesiyle tanışmış. Sonra vermiş yönünü Lübnan’a, sonra da dağlara. Veli 1989’un kara kışında, Zagrosların çetin kışında 11 arkadaşıyla birlikte bir dağ yolculuğunda yer alır. O 11 kişinin o muhteşem yolculuğu Kuzey Kürdistan gerillacılığında yepyeni bir evreyi aralar: Gaziler evresi.

11 gerillanın el ve ayakları yanar.

Doktor mu? Rüyalarda bile görülemeyecek bir lükstü o zamanlar dağlarda doktor bulunması.

Hiç karda yanan el ve ayak vakasıyla karşılaşmayanlar dikkatle okusun: Ayak ve eller parmak uçlarından başlayarak uyuşmaya başlar; sonra hızla şişer ve kan toplar. Bir de bakmışsınız ki iki gün içinde derisi yarılmaya başlamış, ağırlaşmış ve acıtan kıpkırmızı bir kütleye dönüşmüş. Kızıllık yukarılara doğru sinsce yayılmaya başlayınca da kangrene dönüşür. Sonrasi çürüme... Ve derhal kesilmesi lazım.

El ve ayakları yanan 11 gerilla sırayla birbirlerinin yanan el ve ayaklarını zulalarındaki kör bıçaklarla kesmeye başlar. Ve narkozsuz yapılmıştır her şey. İçlerinde en sağlamı Veli’dir. Onunki ayak tarağına kadar kesilir.

Ne Veli, ne de el ve ayaklarını o karlı dağlarda bırakan diğer 10 arkadaşı bırakmaz mücadeleyi. Hepsi gücü oranında bir şekilde yola devam eder. Bu da Kürdistan gazilerinin kaderidir. Veli yönünü güneye verir.

Gel gör ki, Zagrosların dondurucu karına kışına dayanan Veli‘nin ayağı çok geçmeden, bir yıl sonra mayına basar ve bir ayağını yitirir; o artık bir Kürdistan gazisidir. Veli 2005 yılına kadar siyasal faaliyetlerine devam eder; o sene Güney Kürdistan’da sıfırdan bir hayat kurmaya karar verir ve evlenir. Tam da sakin bir hayat sürdürmeye başlamışken yakalanır hastalığa. O'nun şu an Duhok’ta kalan ufak iki çocuğu (Gulheskif ve Albert) Hamburg’dan babalarının sağlık haberini bekliyor.

Veli şimdi Hamburg’da demiştik. Eski mücadele arkadaşlarının katkısı ve ticari bir sağlık firmasının aracılığıyla iki hafta önce tedavi edilmek üzere Almanya’ya gelmiş. Zagrosların çetin kışına ve karına, Botan’ın vahşi doğasına direnebilen Veli tam da yaşayamadıklarını çocuklarının varlığıyla yaşama çabası içindeyeken amansız bir hastalığa yakalanır. Karaciğer kanseri. Karaciğerini önemli oranda kaybeden Veli bu nedenle nefes alıp vemekte zorlanıyor.

Ziyaretine gidip görenler güçlükle nefes alıp verdiğini, tek başına bir şey yapamayacak kadar takatsiz olduğunu söylüyor. Arkadaşları Facebook’ta onun için yardım amaçlı bir grup kurarak sağlık masraflarını karşılmaya çalışıyor. Facebook hayat kurtarır mı bilemeyiz. Zira toplanmış olan para miktarı hastanenin talep ettiği mıktarın çok ama çok altında. Bunu kendileri de en az birer organının yitirmiş olan, ayakta tutunmaya çalışan eski arkadaşlarının bu şekilde toplayabilmesi imkansiz.

Veli’nın nefes almaya devam edebilmesi için lahmacunu ‘Türkische Pizza‘ diye pazarlayanlar dahil olmak üzere yurtsever Kürt işadamlarının ve Kürt siyaset erkinin katkısı gerekli.

Doktorların sağlığına yeniden kavuşabilmesi için umut veremediği Veli’nin, hiç olmazsa geride kalacak iki ufak çocuğuyla eşinin geleceği için bir şeyler yapmaya çalışıyor arkadaşları. Son bir umutla, önümüzdeki hafta Veli, nefes almaya devam edebilsin diye başka bir kentte başka uzman doktorlara gösterilecek.

***

Nefes alıp vermekte ve konuşmakta güçlük çeken Veli’nin her bir nefesi anlayacağınız toplanacak olan yardıma bağlı. Bir nefes kaç eder? Bu soru bana Meksikali yönetmen Alejandro González Inarritu’nun 2003 yapımı, başrollerini Sean Penn, Naomi Watts ve Benicio Del Toro’nun paylaştığı 21 Gramms adlı drama filminin son sahnesindeki monologu hatırlattı. Hasta yatağında son nefeslerini vermekte olan Jacke "Bir hayat 21 gram eder. Herşey 21 gram içinmiş" der.

İnarritu bu filmi kendisinden yaklaşık bir asır önce kaleme alınmış olan Stiff adlı bir kiaptan esinlenerek çekti. Stiif, Mary Roach'ın 1907‘de ruhsal deneylerle ilgili yazığı kitaptır. Kitapta Duncan Macdougall adlı Amerikalı bir doktor ölüm anına yakın insanlarla özel bir ortamda yaptığı deneyle insan ruhunun 21 gram olduğunu hesaplıyor. Macdougall ölüm döşeğindeki hastaları için özel bir yatak yaptırarak, bu yatak sayesinde ölen bir kişinin ölüm anındaki ağırlık kaybını ölçüyor. Macdougall'a göre ölen kişinin ağırlık kaybı olan 21 gram, ruhun ağırlığıydı.

Macdougall’ın ruh dediği şeye biz son nefesin vücuttan boşalması diyelim.

Veli’nin nefese ihtiyacı var; ihtiyaç duyduğu o nefes çoğumuzun hiç zorlanmaksızın ödeyeceği ufak bir maddi yardımla mümkün aslında.

sebatli@hotmail.com

****************

Not: Veli bu yazının yazılmasından tam 12 gün sonra, 19 Subat gecesi, geri gittigi Duhok'ta yaşama veda etti.

Вернуться назад