Kurdistan-Post yenilendi
yeni adresimiz www.Kurdistan-Post.eu dur.

Lütfen favorilerinizi günceleyiniz !
Bu site sadece arsivdir.

İ-DKP Başkanı Mustafa Hejri İle Röportaj-Hülya Yetişen


İ-DKP Başkanı Mustafa Hejri İle Röportaj-Hülya Yetişen

Irak Kürdistanı’nda Peşmerge ordu güçlerimiz vardır. Hatırlatılması gerekirki şu anda İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik silahlı mücadelemizi askıya aldık.
«    Temmuz 2017    »
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 

Qazî Mihemed'in Kürd Ulusuna Vasiyeti


Qazî Mihemed'in Kürd Ulusuna Vasiyeti

Zulüm ve baskı gören halkım!

Yüce Allah aşkına vaatlere artık kanmayın. Çünkü onlar ne Allah'ı tanıyorlar, ne peygambere, ne kıyamet gününe, ne Allah huzurunda hesap vermeye inanıyorlar. Onların nezdinde, Müslüman da olsanız, Kürt olduğunuz için suçlusunuz, onların düşmanısınız

Kurd li Misrê - Nezîr Silo


Kurd li Misrê - Nezîr Silo

Misr yek ji welatên ku herî peywendîdar bû ji demek dirêj ve di nav dewletên erban de bi Kurdan re.

Veysel ile Şemo - Mehmet Sebatlı  


10-11-2012, 12:58 Kategori: Yazarlar » Mehmet Sebatlı  
Veysel ile Şemo - Mehmet Sebatlı

Veysel ile Şemo

Mehmet Sebatlı


Mevzi taşlarının oluşturduğu yarıktan baktı. Gördü onu. Kurban, sağ omuzuyla kayaya yaslanmış, elinde telsizle çatışmadaki gerillalara talimat veriyordu. Tam zamanıydı ama... Felat?

Veysel (Berxwedan) ikircikler içinde Felat’tan nasıl uzaklaşabileceğini düşünüyordu ki, Felat tuvalet ihtiyacı olduğunu söyleyerek ötedeki taşların arkasına geçti. G-1’ini bırakmıştı...

Öyleyse bir dakikası vardı.

Herşey ne de yolunda gidiyordu... Kleşini bıraktı, doğrulup taşa dayanmış Felat’ın G-1’ini kavradı. Nişan almadan önce herzaman yaptığı gibi dişlerinin arasına bir sap sıkıştırdı. Aşağı doğru baktı, çatışma bütün sırtlara yayılmıştı. Ateşkes olduğu için gerillalar yalnızca nefsi müdafaa yapıyordu. Ama çatışma şiddetliydi, her tarafta silahlar patlıyordu. Bu keşmekeşlik Veysel’in işine yarayabilirdi. Vakit ikindiydi, bir saat içinde kobralar gelmezse bundan sonrası tıkırında giderdi.

Tuttuğu silahın mekanizmasına alnından damlayan teri görünce terlediğini farketti. Nisan ortası, bu soğuk havada bu terleme de neyin nesiydi? Heyecandan mıydı ne... Kolunun yeniyle alnında, kaşlarının bendinde biriken terleri sildi.

Şemdin’in korumaları olarak çatışma sırasında üç gruba ayrılmışlardı. Üç kişi bizzat komutanın yanındaydı; Felat ile Veysel burada, diğer iki kişi de sağ taraftan Şemdin’i korumaya almıştı.

Omuz çukuruna dipçiği iyice dayadı. Sol gözünü kapayıp açık sağ gözüyle gez ve arpacığı denkleştirdi. Şemo’nun kafası şimdi tam arpacığın menzilindeydi.

Hışırtı? Sese döndü, yaslandığı kayada bir kertenkele sürünüyordu. Küçük yaratık durmuş, başını yana çevirmiş, büyüyüp küçülen gözleriyle Veysel’e bakıyordu. Veysel kertenkelenin sallanan kuyruğuna, şişip sönen gırtlağına baktı. Korkuyordu zavallıcık.

Korku?

Dişlerinin arasındaki sapı iyice ezdi. Derken kendi göğüs kafesinde kuş gibi çırpınan kalbinin atışlarını duyumsadı. Bu hızla atan kalp iyi nişan almasını engelliyordu. Nedendi bu titreme, bunca heyecan?

Kertenkeleye döndü yeniden. Kendini bir parmak kadar hayvanla karşılaştırdı, utandı. Neden korkacaktı bu dakikadan sonra... Neyi kalmıştı geride?

Yaşlı bir babayla gözleri çeşme annesini düşündü. iki katlı, bol odalı kocaman bir evde yalnızdılar. Yağmurlar yağınca Veysel damda merdane çeker, kar yağarsa mıcırfeyle o silerdi. Bir de surları döverdi. Babası garipser ve kaygı duyardı Veysel’in Şemo aşkından. Gece yarılarında uykusunda “Şemooo” diye sayıklamalarını hayra yorumlamamış ve aklının çelinmiş olduğunu söyleyerek muskalar yazdırmıştı annesi. Sonra, belki aklını toplar, evine bağlanır diyerek amcasının kızını istediler.

Ama Veysel nişan yüzüklerini takmadan 20 Nisan 1992 günü soluğu gerillada aldı.

Şu talihsizliğe bak! Heyecanı bir türlü geçmiyordu. Kendi yüzünü merak etti. Korksa hemen anlayacaktı. Korkan adamın gözleri kaçamak bakarmış. Cebinden aynasını çıkardı, yüzüne tuttu. Gözleri dışarı pörtlemiş, güneş yanığı saçları ok gibi fırlak, tel tel dimdikti... Gülmek istedi, gamzeleri çukurlaştı. Gülebiliyordu işte. Hayır korkak bir yüz değildi, hele gözleri cam gibiydi, her zamankinden de daha çok pörtlemişti. Öyleyse...

Hedef kelleyi bir daha menzile aldı. Hazro’dayken görmeyi ne çok istemişti bu kelleyi, ne çok seviyordu, oysa şimdi parçalamaya yeminliydi. İnsan çok sevdiği birine neden düşman kesilebilir? Insan sevdiği kişiyi neden ve ne zaman öldürmek isteyebilir? Sevgi nasıl nefrete dönüşür? Veysel’i şu an elinde silahla Şemo’yu vurmaya iten neden neydi? Eyalette son zamanlarda, ateşkesten sonra verilen fazla kayıplar mı? Şemo'nun giderek azalan askeri başarıları mı? En ufak bir hatadan sonra savurduğu küfürler mi? Yoksa insan sevdiğini başkasıyla paylaşmak istemediği ve onu kaybedeceğini düşündüğü zaman yok etmek isteyeceği için mi? Veysel onu kiminle paylaşamıyordu? Yoksa tılsım çözülmüş de ‘olmak’ın yerini ‘sahip olmak’ mı almıştı?

Kurşun sesleri seyrelince Felat’ın her an gelebileceğini düşündü. Kalbi hızlandı, altındaki dizini çekti, uzanıp nişan almak istedi. Olmuyordu. Şaşırmıştı. Kleşini mi alsaydı? Zaman ne çabuk geçiyordu...

Veysel dağa herkes gibi Kürdistan’ın bağımsızlığı aşkıyla gelmemiş, efsanesi Amed Eyaletinde günden güne büyüyen Şemdin’i bir kabe kutsallığıyla görmek, onun en yakınında kalmak, korumalığını yapmak amacıyla gelmişti. Onu henüz görmeden bile yüzünü tasvir ediyor, yaptıklarını anlatıyor, coşuyor, delice hayaller kuruyordu. Veysel aşık olmuştu Şemo’ya. Onu görmek uğruna herşeyini vermeye hazırdı, yeterki bir görsündü. Hazro-Silvan mıntıkalarını kapsayan Hebun’un komutasındaki Şehit Fikret Bölüğü’ne bundan tam bir yıl önce katıldı ama gönlü Kulp dağlarındaki karargahtaydı. Çünkü Şemo oradaydı. Veysel gerillacılığının ikinci ayında karargahtaki sıkı bir askeri eğitimin ardından Şemo’nun seçkin koruması olarak meramına kavuşmuştu.

Arpacığın ucunu hedefteki kafanın çevresinde dolaştırdıktan sonra şakağa kilitledi. Tam kulağının üstüydü. Kulak? Şemo’nun kulaklarını babasının kulaklarına benzetmişti hep. İçi kıllı, alt memesi büyük ve sarkıktı. Yüreği korku nedir bilmez adamların kulakları küçük ve ucu yukarı doğru kalkık olurmuş. Babası pek tabii ama Şemo korkak mıydı? Bunu düşündü, ne kadar düşündüğünü o da bilemedi. Karar veremedi Şemo’nun korkaklığına dair...

Gözlerini irice açtı. Derin bir nefes çekti. Nefes? İlk günkü silah eğitiminde komutan Cemşit’in söylediklerini hatırladı. “Nefes çekin, durun, vermeyin ki, kalbiniz atmasın. Ta ki tetiğe çökene kadar.”

Vermedi nefes, titremesi de geçti.

Sevdiği bir teni okşar gibi parmağını usulca gezdirdi tetiğin üstünde... Zamanın artık ölçülemez birimleri geçerliydi. Karanlıkta yaşayan körler ancak ölçebilirdi bu anı. Ramak denen şeydeydi...

Ama dişlerinin arasında sıkıştırdığı çubuk yere düşünce bütün motivasyonu dağıldı. Başını eğip de yerdeki çubuğu almaya çalışırken aklı lise yıllarına gitti. Okuldan atılmak için nice yaramazlık yapmıştı. Nezahat Hoca’nın bacakları... Bir gün dersteyken, Nezahat Hoca bitişikteki sıraya yanaşmış, ödev inceliyordu. Diz üstü etek giymişti. Veysel hinlik yaparak elindeki silgiyi Hoca’nın ayaklarının tam önüne düşürmüştü. Hoca farkederse silgisini alıyordu, farketmezse o da çıplak bacaklarını görebilecekti. Kedi sessizliğiyle Hoca’nın bacaklarına alttan bakmış ve Hoca kıpkırmızı kesilmesine rağmen hiç oralı bile olmamıştı.

Ama Veysel hiç umulmadık bir yerde, dağda bile bir kadını çıplak halde görecekti.

Şemo birden yüzünü bu tarafa, ona doğrultulmuş namluya doğru çevirdi. Çalılı yarığın içindek namluyu farketmedi ama Veysel ile göz göze geldi. Bu bakış hiç yabancı gelmedi ona. Bundan birbuçuk ay önceki, o soğuk şubat gecesindeki gibi. Bazen o gördüklerinin doğru olmadığını düşünüyor, hayal görmüş olabildiğine inanıyordu. Olamazdı! Karargah çadırında Şemo, Dilan’ın elbiselerini kendi eliyle çıkarmış, zevk sesleriyle uzun uzun seviştikten sonra Veysel’in hesapsız hapşırmasına dönmüş ve şimdiki gibi göz bebekleri birbirini yakalamıştı. Hazırlıksız yakalanmış birinin aczi ve mahcubiyetini sezmişti o gözlerde. O günden sonra Şemo, Dilan’ın bir sızma ajan olduğunu, Ünal Erkan tarafından bilinçlice gönderildiğini söylemiş ve teşhir etmeye başlamıştı. Dilan’ın idam emri alındı, karar oy birliğiyle kabul edildi ama Şemdin infazı yapmak yerine Dilan’ı ateşkes ilanından sonraki gün tekrar Diyarbakır’a göndermişti. “Sen TC’nin namususun, seni kirlettim, git söyle onlara” demişti.

Veysel bu sözlerdeki feodal manayı uzun uzun düşünmüş, sözlerin ardındaki ilkel mantığı ancak şimdi çözebilmişti.

Neden yapamıyordu peki? Hayır, heyecan silaha yabancılığından değildi. G-1’in nişanına, G-3’ün kabzasına ve kleşin sesine bayılırdı.

Bir daha denemeli... Tetiği çekmesine bir ramak kalmıştı. Kaşla göz arası denilen o kısacık, salisenin bile çok geldiği o an’dı. Bir daha döndü Şemdin. Ya da Veysel’e öyle geldi. Parmağı tetiğin üstündeydi, sıktı sıkacaktı. Evet gerçekti, göz göze gelmişlerdi. Ama bu kez Şemo’nun gözlerinde acze, mahcubiyete benzer bir şey görememişti. Şemdin sanki onu suçüstü yakalamış ve gözleriyle tehdit ediyordu. Sezmiş miydi yoksa?

Ve kurşun patladı...

Bir el tetiğe çökmüştü, duman yükselmiş, ses kulağını doldurmuş, burnuna yanık barut kokusu geliyordu. Omuzu da incinmişti, öyleyse kurşun onun silahından çıkmıştı.

Şemo?

Göremiyordu onu. Yoktu yerinde. Vurdum mu, diye düşünmeye başladı.

Sesler geliyordu kulağına. Bir kör gibi kulağını seslere dikmişti, göremiyordu hiçbir yeri. Kalkmak istedi, kalkamadı, kramp girmişti bacaklarına. Tüfek de yerdeydi. Sağ tarafı kayaya, dizi toprağa yapışmıştı, kımıldayamıyordu. Bir ses, yüksekçe, “G-1 G-1” diye bağırıyordu.

Tanıdı o sesin sahibini: Şemo’ydu.

Üstüne atladılar, ellerini arkadan bağladılar. Yakalanmıştı.

Üc gün süren sorgusunda ajan olduğunu ve Şemo’yu vurmakla görevlendirildiğini söyleyen Veysel sonra infaz edildi.

Veysel ajan değildi; taparcasına sevdiği komutan icin beslediği tüm hayalleri yıkılmış ve sevgisi öldürücü bir nefrete dönüşmüştü. Öldüremediğine kendisini öldürttü.

(1993'ün Nsan ayinda Amed'de yaşanmış gerçek bir olaydan esinlenerek yazıldı.)


 
Yazıya puan ver:
 (Toplam Oy #: 16)
  |   Okuma: 8974   |   Yorum: (0)   Yazdir
   Arkadaşına Gönder

Değerli ziyaretçimiz, siz kayıtsız kullanıcı olarak siteye girdiniz. Size kayıt yaptırmanızı veya kendi adınızla giriş yapmanızı öneriyoruz.

İlgili Diğer Haberler: