DataLife Engine > Yaşar Kaya, Manşet > Uzun Yürüyüşler

Uzun Yürüyüşler


8-12-2012, 15:56. Разместил: HüseyinT
Uzun Yürüyüşler

Uzun Yürüyüşler- Yaşar Kaya

Uzun yürüyüşler, uzun ömürler ve uzun dünyalar uç uca eklenir bazen. Mao, uzun yürüdü. Sarı sıcaktır Çin’deki topraklar. Kürtler Çin ve Mançurya’ya Çin û Maçin diyorlar.

Barzani uzun yürüdü. Boz bulanık akar Aras nehri, hiç Kağızman’dan Sürmeli Ovası’na (Iğdır) indiniz mi bir bahar? Ağrı’nın zirvesi her mevsim beyazdır, buzul ve kar, renk renk açar kayısı ve erik ağaçları.

Biraz da bizim çocukluğumuzdur buralar. Gûl û Sosîn ile bezenir yaylalar. Suları serindir ülkemizin. Panik, Orgof-Kızılkule, Zor yaylası-Dumanlı, Kapo, Kîrîyê Reş hepsi başını yaslar Ağrı’nın görkemli omzuna. ‘’Şimdi Bingöl’de bahardır’’ der bir Kürt şairi. Bazen uzun olur ülkemizin kışı. Ocak başlarında Ker u kulluk, Mem “u Zîn anlatılırdı çocukluğumuzda. Newrozlar kara çarşambalar, 1’inci cemre toprağa, 2’inci cemra suya, 3’üncü cemre havaya düşerdi.

‘’Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni, kuzular söyler bize yılların geçtiğini’’ veyahut ‘’Şu karşıki bayırda, kuzuyu verdim kurda, Suna’mın başka köye gelin gittiği gece’’ veyahut ‘’Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına’’. Bu da uzun yürüyüştür devam eder gider. Hepsi de Mezopotamya şairleri, sözleri birer yalın kılıç, hepsi ülkemin gerçeği. Bir diğeri, ‘’Diyelim ki masallardan fırlamış Kürt Beyleri / Hala harmaniyelerle dolaşır kardeşlerin / Şark böyle mi başlar / Pislik içinde yüzen İslam bu mu?’’

Trahomlu gözler, şark çıbanı, tevekkül, düşkün sefil, kader, mistisizm, takke, türbe yeşili, sarık aka daracık sokaklar, sıtma, verem ve de açlık ile sefalet. ‘’Ben doğuluyum yaylaların çocuğu / Dağ rüzgârı esiyor ruhumda dağ adamı, dağ gibiyim / Doğurmuş beni anam duman, tezek tezek kokan bir ocak başında / Ondan olacak dumanlı hayatım, dumanlı şimdi.’’ ‘’Sen medeni memleketler çocuğusun. Senede bir terit edilen yaş günün, hatta saatin bile belli / Ben büyük karın yağdı sene, tandırla ısınan o bazalt kitleli kaba damında dünyaya gelmişim / Bugüne kadar gelişim de çabadan / Aklını başına al, benden yüz çevir, yoksa beraber sürüneceğiz bunu bil.’’

Bizans maceraları bitmek bilmez. Şişhaneye yağmur yağar, Kuledibi’nde namusu satılır İstanbul’un, Tünel’de bir işgal subay şapkasını asmış vitrine. Tophane’de İtalyan mektebi ve meşhur Fransız sarayı, burada her yıl Fransız devriminin yıldönümünü kutluyorlar. İstanbul caddeleri ve sokaklarında kucak kucak çiçek satılan şehirdi. Balatlı Mişon Efendi şimdi Selanik’te yaşıyor. Nostaljiler biter, İstanbul kapılarına dayanan Kürtler yurtlarına dönerler. Yurtları gerçekten yurtluktur, tanrılar ve peygamberler diyarı, ama insan eli değmemiş yakıp yıkmışlar ordular ta Nemrut’a kadar. ‘’Böyle mi olmalıydı medeniyetler yaşamış Urfa’’

‘’Erzincan atı rahvandır, ama ölüler ata binemez’’ diyordu Nazım. Kemal’in edebiyat seferleri düzenlenir ülkemize, dilimiz yasak.

Dedim ya, ‘’Düşüne düşüne harap ettim uykumu’’ diyordu şair. Uzun bir yürüyüştü. Bağdat-demir yolu önce Polonya ovalarından geçer. Sen hiç ‘’Simplon Ekspres’’ine bindin mi? Ruslar döşedi Erzurum-Kars-Dekovil hattını. Başını dayardı tren camlarına, uzun simsiyah kirpikleri hareleri, şair iyi ki görmedi. Görseydi, ‘’Eğer ben Allah’a ermemiş olsaydım, vallahi güzel sen benim Allah’ım olurdun’’ cümlesini on beş kere yazardı hücre duvarına.

Kara tren bazen gelmez oluyor, tünellerin tıkanır, nefesi kesilir düdüklerin is olurlar genişlere. Göksüm hop oturur hop kalkar, tünel biter yemyeşil ovaya açılır yoksulluk, ben yeniden nefeslenirim. Uzun yıllar ovaya açılır yoksulluk, ben yeniden nefeslenirim.

Uzun yıllar Haydarpaşa-Horasan ezberlerdim istasyonları. Hangi bozkır, hangi köyden geçer bu koca karayılan, hepsini tek tek bilirdim. Sonra sıcak baba evi ve kavuşturan özlemleri yaşamak. Tarih tarih üstüne, sayfa sayfa üstüne yazmışım bir ömür boyu. Dünyalar çocuk mu çocuk. Bir demlik çay bardağında bir Erivan türküsü: ‘’Lo lo dino.’’

Henüz ne dediler adın. Ne de gözyaşlarında rengin var. Çocukluğum gurbet yolculukları, Büyükşehirler ve deniz kenarı. Buzul doruklu dağlar, ılık, ılıman, ılgıt ılgıt deniz kenarı. Biri çok yükseklerde, biri düpedüz. İlk denizi gördüğüm gündü belki de üstünde ilk yürüdüğüm gün. Derinliğini düşündüm, korktum ürperdi içim. Sonra dünyanın başka yerlerinde de gördüm denizi, bir yabancı gibi beyaz köpükler tanımadılar, yüzüme bile bakmadılar. Dalıp dalıp gittim derinliklere, ellerim kuru dillerim ıslak.

Bunca yücelerden, bunca ölümcül sevgilerden su temizler insanı diyordum. Sadece tuz var kirpiklerimde, dillerim ıslak. Birazdan güneş doğar, bu yalnız gecelerin tek bekçisi ben miyim nöbet tutan, bunca gecelerin uykuları nerede? Bilbao boyalı tablolarda kaybolur. Uçaklar uzun yolcular için uçar, hepsi de istemediğiniz yere götürür sizi. Seyade Şame Lo Apo türküsünü söyler Erivan radyosunda. Üç çeşit üzüm tutarım acem bağlarında.

Yaram derine inmiş, Diyarbekir birden bire şenlenir, Kore Mahallesi sefaletin daniskasıdır, resmi yapılır. Burada Adiloş bebeler doğar. Kore savaşı biteli yıllar oldu. Selam söyledim, barış andı içtim. Benim oğullarım, benim kızlarım kuşandılar xaki renkli üniformalarını, baktıkça dolar gözpınarlarım. Yüreğim yufka, ağlamak büyük bir ayindir ruhta, bedende. Yani bir tarih yazıyor çocuklarımız. Ben nasıl tek bekçisi olmam bu gecelerin.

Uyun yürüyüşler geceler boyu, uzun yürüyüşler kanlı dağlarda. Bahar çiçekleri gibi şehit mezarı ülkemiz. Bu nasıl gecedir sabahı uzak. Bu ne nöbettir saatleri belli olmayan, yediğim bir lokma ekmek, bir yudum su gibi lezzet alırım yaşamınızdan. Her uzun yürüyüş bitti. Muradına erdi, menzile erdi, menzile erdi hızlı yürüyenler. Bizim de erişti vakit, menzile vardık, şafak söktü. Dağdan indi Kürt Gerillaları, ovada silah çattılar. Barış şenliği var, çocuklar kucaklamış babalarını, rüyalarımı hep hayra yorarım.

Uzun yürüyüşler, hep selamladım sizi.

Yaşar kaya
yasar.kaya@hotmail.de

Köln

Вернуться назад