DataLife Engine > Hüseyin Turhallı > Çözüm-Çözdüm ve Serêkani

Çözüm-Çözdüm ve Serêkani


22-11-2012, 23:10. Разместил: Hüseyin Turhallı
Çözüm-Çözdüm ve Serêkani

Çözüm Çözdüm ve Serêkani

Bir süre yazamama olasılığına karşın önemli üç sorunu bir yazıya sığdırmak zorundayım.

******
Açlık grevleri yüreğimizi ağzımıza getirdi. O kadar badireler yaşamış biri olarak ilk defa bu denli korktuğumu itiraf etmeliyim. Açlık grevi 62. güne ulaştığında “felakete sürükleniyoruz” korkusu ile bedenim ve beynim üzerindeki kontrolümü yitirdim.

Hakkın hizmetinde olduğunu söyleyip Hakkı kendilerine hizmetçi yapanların ne denli vicdansız ve merhametsiz olduklarını çok iyi biliyorum. Bunlar Cehennem azabından korktukları için mabede uğrarlar. Sadede gelmeleri için de Cehennem azabı......

Hakkı tanımak için bunlara karşı açlık grevi yapmak, aklımın ve tecrübemin kabullenemediği bir şeydi.

Her nasılsa açlık grevleri bitti. Ben yine iddia ediyorum. Bu açlık grevlerini ne aç kalanların çökmüş avurtları, ne Öcalan, nede AKP Hükümeti bitirdi. Açlık grevlerini karanlıktaki tencere sesleri bitirdi. Yanıldığımı düşünmüyorum. Aklıma ve tecrübeme halkın direniş gücü ve vicdan ayaklanması eklenmiştir.

Başta Amed olmak üzere direnen Kürdistan halkını ve bu süreçte rasyonalist bir tutum sergileyen BDP’yi yürekten kutluyorum.

Hêjarê Şamil arkadaşımız “Açlık grevleri kansız bitmeyecek, demiştim. Abdullah Öcalan sürece müdahale ederek beni yanılttı. Beni yanılttığı için çok mutluyum” diyordu. Karanlıktaki tencere seslerinin yaydığı korkunun gücü da beni yanılttı. Ben de bu nedenle sevinçliyim.

Kürdistan’ın en yiğit evlatlarından onlarcasının kendilerini eriterek öldürmelerini hiçbir akıl ve vicdan kaldıramaz. Bu acı ve kayıp yaşanmadan açlık grevlerinin bitirilmesi tek başına büyük bir başarıdır. Başkaca pozitif sonuçlar aramaya gerek yoktur. Kaldı ki politik açıdan önemli sonuçlarının olduğunu, önümüzdeki süreçte bu sonuçların su yüzüne çıkacağını düşünüyorum.

******
Son dönemdeki yazılarımda fizik ve matematikte kullanılan kavram ve yöntemleri ön plana çıkardığım gerekçesiyle olumlu-olumsuz çokça eleştiri aldım. Bu benim mantık yapım ve biraz da yöntemim.

Yazılarımda fizik ve matematikten örnekler vermemin birçok nedeni var. Mesela bize öğretilenlerden başka bir bakış açısının da olabileceğini okuyucuyla paylaşmak. Böylece hem tartışma alanı genişliyor, hem de düşünceyi ifade etmenin yol, yöntem ve araçlarında bir zenginlik oluşabiliyor. “Belki de öteki yakaya bakan göz bulur beni” cümlesini de bunun için kullandım. Sözü edilen “ben” de ben değilim. Farklı bakış açısıdır.

Ayrıca fizik ve matematik bilimlerinde probleme dahil olan öğeler sınırlı tutulur. Bu nedenle elde edilen sonuçlar doğruya çok daha yakın olur. Bu alana ilişkin denklem kurmak, denklemi çözmek daha basit olarak algılanıyor. Oysaki sosyal bilimlerde denkleme dahil olan öğelerin çokluğu ve hatta belirsizliği problemi son derece karmaşık hale getiriyor. Böylesi zor ve karmaşık durumlarda denkleme dahil olabilecek verileri sınırlandırmak, eldeki verileri sınamak, bizleri doğru veya doğruya yakın bir sonuca yaklaştırabilir.

ABD ve Batı Avrupa’ya ilişkin söylediğimiz "Değirmeni döndükçe Mc ve Jack'ın, Kan da dökülecek, ter de." Biçimindeki söylemi cahilce ve ucuz bir komplo deyimi olarak algılayan birçok insan oldu. Geçmişteki söylemler çerçevesinde olaya bakıldığında bu söyleme hak vermek gerekiyor. Ancak komplo teorilerine karşı en fazla direnmiş biri kendisini böylesine kör bir kuyuya atar mı? Yada aklı başında bir insan gidip kendisini Boğaz Köprüsünden aşağı atar mı? Atmaz. Ama atabilir. Üstelik kendilerini köprüden aşağı atanların çoğu ünlü, ünvanlı…!

Mesele şu: Yürüttüğümüz mücadele biçimi, doğrudan taraf görünmeyenlere büyük kazançlar sağlıyor ve bu da daha çok acı çekmemize, yıkımımıza vesile oluyorsa, bir yerlerde oturup düşünmek gerekmiyor mu? Bu durum, mücadele araç ve yöntemlerimizi, yandaş hedef güç - karşıt özne ve nesnelerin yeniden tanımlanmasını gerekli kılmıyor mu? Kısacası, binayı elimizdeki malzemeye göre şekillendirme basitliğinden kurtulup, elimizdeki malzemeyi planımızdaki binaya göre şekillendirme başarısını göstermemiz gerekmiyor mu?

Kürd ve Kürdistan sorunu neden ve niçin çözülmüyor? Denkleminin üç ana unsurdan oluştuğunu, denklem bilinmeyenlerinin başında Turgut Özal’ın ölüm sırrının olduğunu söylemiştik.

Sonuca bu kadar geç ulaşmamızın nedeni, Özal’ın zehirlenerek öldürülmüş olabileceğiydi. Adli Tıp Kurumu Turgut Özal’ın ölüm nedenini kesin bir biçimde “zehirlenme” ölüm orijinini de “cinayet” olarak tespit etmiştir. Ölüm orijininin tespiti, politik tespitlere de kaynaklık edebilir.

Özal’ı kim veya kimler, niçin öldürdü? Sorusuna detaylı bir cevap verildiğinde sözü edilen denklemin en önemli bilinmeyeni bilinmiş olur. “Şunlar şunun için öldürdü” deyimi çözüm perspektifinden uzaktır. Formülü ezberlemek gibi bir şey. Oysaki formülün nasıl oluştuğunu bilince çıkardığımızda asıl probleme bağlı olarak diğer problemlerin de çözümü kolaylaşacaktır. Bütünlüklü bir çözüm bunu gerektiriyor.

Denklemin ikinci bilinmeyeni daha sonraki yazılara kalsın. İki bilinmeyeni bilen üçüncüsünü de bilmiş olacak.

******
Serêkani olaylarıyla birlikte Batı Kürdistan fiilen Suriye iç savaşına dahil oldu. Batı Kürdistan öncülüğünün kendi geleceğini belirleme hakkı ilkesine karşı ikircikli duruşu, gecikmelere ve politik sığlığa neden oluyor. Kararlı bir duruş bu sığlığı aşmanın ilk ve temel koşuludur.

YPG güçlerinin Serêkani’ye müdahalesi gecikmiş son derece haklı, gerekli bir müdahaledir. Ancak burada önemli bir noktaya vurgu yapmakta yarar var:

Daimi ve düzenli güçlerle çatışmada karşıt güçleri durdurmak, politik ve askeri açıdan önemli bir başarı olarak değerlendirilir. Ancak sosyal tabanı olmayan gayrı nizami güçlere (çetelere) karşı verilen mücadelede çete oluşumlarından elde sıfırdan başka bir rakam kalmışsa burada tam bir başarıdan söz edilemez. Hatta başarı olarak görülen hususların bir süre sonra tersine dönmesi de kuvvetle muhtemeldir. Acı ama realite bu. Çetelerle anlaşma olamaz. Diyalog ise her zaman ve her olay için makul karşılanabilir.

Önemli bir konu da Kürdistani güçlerin bu olay karşısındaki duruşlarıdır. Basına yansıdığı kadarıyla bu çetelerle birlikte hareket eden bazı Kürd unsurlar da var ve bunlar da KDP’yi arkalarındaki güç olarak görüyor.

Kanaatimce gerek Kuzeyli ve gerekse Batı Kürdistan’lı bir çok şahıs ve yapı, Federal Hükümete ve Mesud Barzani’ye yanıltıcı bilgi aktarmaktadır. Federal hükümetin bunları kaale alması, doğru tutumun önündeki en büyük engeldir.

Batı Kürdistan’daki bazı Kürd unsurların ÖSO’yu Serêkani, Kobani ve Halep Şêxmaxsud’a davet etmeleri ile Güneyde bazı odakların Maliki Hükümetine bağlı askeri güçleri Süleymaniye’ye davet etmesi arasında hiçbir fark yoktur. Bu doğru bir tutum olabilir mi? Böylesi bir tutum, Kürdistan halkına düşmanlık ve açık bir işbirlikçiliktir.

Bağımsız Batı Kürdistan’ı hayal eden göz, hem gerçeği hem de yarını görür. Bu göz, kaşların altından değil, yürekten bakar.

Hüseyin Turhallı
huseyinturhalli@gmail.com


Okuma:1992

Вернуться назад