ala kurdistan
Ey Reqîb

Irkçı Kimdir, Kime Denir?-Nurettin Yıldırım

Türkiye de egemen olan Türk, ulus devlet mantalitesi içindeki mensupları tarafından en çok çarpıtılan konu ve kavramlardan biri de; ırkçılık, ayrımcılık gibi konularındaki meselelerdir.
 
Örneğin, kendileri 24 ayar ırkçı, ayrımcı olan, şövenlik yapan devlet ve türk aidetine mensup kìşi veya kurumlar hep başkalarını bu konuda suçlu gösterirler. Bunlar, kendi etnik aidetlerine mensup olmayanları, özellikle de türk olmayan oluşumları her fırsatta ayrımcı, ırkçı ve bölücü olarak suçlayıp peşinen mahkum ederler. Özellikle bu tür vakakarda kürtler söz konusu olduğunda bu türden kavramların bu kesimlerce daha fazla dolaşıma sokulduğunu ve sıklıkla dillendirmeye çalıştıklarını görmekteyiz.
 
Hayatın her alanında bunlar dillerinde düşürmedikleri Türklüğü, Türkçülüğü herkesin orasına, burasına sokarken bu yetmiyormuş gibi birde her fırsatta Türklerin ululuğundan, yüceliğinden, büyüklüğünden dem vurup dururlar. Bu dört köşe ırkçı, şöven Türkçüler; kürtler, yada kürt diye bir kavramla bir isim ve cisimle karşılaştıklarınnda hemen ağızlarında dökülen kuduz salyalarıyla "ayrımcı, bölücü, ırkçı, kafatasçı" gibi en ağırından ihtamlarda bulunurlar. Ne kadar aşağlık, ırkçı, iğrenç kavramlar ve sıfatlar varsa hepsini utanmadan kürtlere karşı kullanırlar. Bu da türklerin sıklıkla kürtleri yok hükmünde saymanın, hiçleştirmenin küçümsemenin, aşağlamanın, yermenin, kötülemenin sürüp gelen sahte kardeşlik yalanları yanında onun sömürgeci anlayışının bir başka hastalığıdır. Kendilerinin dört dörtlük ırkçı, ayrımcı faşizmin en alasını temsil ettikleri halde, bundan bi haber utanmadan, sıkılmadan kendilerini ak sütten çıkmış gibi püru pak kusursuz gösterebiliyorlar.
 
Varlık ve yoklukları bile halen tartışma konusu olan kürtlerin, mensuplarının kendilerine dair istem ve taleplerinin her şart altında "ırkçı, ayrımcı" şeklinde lanse edilmesi Türk ırk anlayışının değişmeyen egemenliğinin bir aşağlama kuralıdır.
 
Kürtlerde bu tür haller için halk arasında çok kullanılan; "Keçel’o pini, pini nave xa ani lımıni" diye bir söz vardır. Bu sözün Türkçe karşılığı zor,ama en basitten; “kel’ in kendi ismini başkasına giydirmesi.” Anlamına gelen bir sözdür. Türk beyinli ırkçıların yaptığı da budur. İrkçı olan kendileri, ırkçılıkla suçlanan hep başkalarıdır. Bu aynı zamanda hakim hafıza haline gelmiştir. Tüm sağ, sol öteki hafızalar bu yolla işgal edilmiştir. Bir çok kürt ayrımcı olmama adına sağda solda, islami ırkçı, türkçü teşkilatlarda nasıl kapış kapış çalıştıklarını görüyoruz. Yine türk solundan oluşumların kürt meselesini ayrımcılık adı altında nasıl hasır altı ettiklerini, hatta anti emperyalizm domogojisiyle nasıl devletçi kesildikleri de bilinmeyen bir sır değildir.
 
Hamim olan türkçü zihniyetin düşünce kuralı “eğer Kürt’sen, Kürt meselesine ilgi duymayacaksın, kürdü savunmayacaksın ayrımcı olmayacaksın. Eğer Türk’sen; hak, adalet ve eşitlik diye ortaya çıkacaksan Kürt meselesine takılıp kalmayacaksın. Kürt meselesi milliyetçilik meselesidir. Ayrımcılık yapmaya gerek yoktur, bu parçalamaya girer.” Diyerek onu öteleme, önemsizleştirme anlayışı genel geçer görüş olarak empoze edilir. Bu tipik bir sömürgeci bakışın ve anlayışının beyinlerde gerçekleşen işkal biçimidir.
 
Türkiye koşullarında Kürt, Türk ilişkilerinde bu birbirinden farklı konumlara sahip farklı aidetin mensuplarını ve taraflarını aynileştirmek aynı zamanda bu işgalin hafızalardaki egemenlik halini gösterir. Oysa farklı durumlardaki olguları aynileştirmek en temel yanlışlardan biridir. Burada iki farklı bir durum sözkonusudur. Egemen olan, tahakküm kuran ulus gerçeğiyle, egemenlik altında tutulan hatta ulus, halk olarak varlığı bile tartışma konusu olan dahası rejim tarafından varlığı dahi kabul edilemeyenlerin gerçeği sözkonusudur. Bu ayrımı görmeden, burada bir bu tespiti yapmadan, farklı ulus gerçeklerini ezen ulus, ezilen ulus ilişkisini gözetlemeden yapılacak her tür kıyas ve değerlerndirmelerin kendisi baştan başa hatalı ve yanlıştır.
 
Ezen ulusun ulusçuluğu yada milliyetçiliği, ezilen ulus gerçeği karşısında tahakümcü, üstüncü, dışlayıcı, ayrımcı ve ırkçıdır. Ezilen ulus milliyetçiliği ise, en düşük ihtimali bile, egemen ulus gericiliğine karşı duruşu ile, haksızlığı ortadan kaldırmayı amaç edinir. Bu anlamda mücadelesi hak, adalet ve eşitliğin geliştirilmesinde en temek önemde dönüştürücü, ilerici ve devrimci rol oynar. Bu nedenle ezilen ulus haraketi yada milliyetçiliği, istem ve talepleriyle haklı, yurtsever ve devrimcidir.
 
Ezilenlerin ulusların sınıf içeriğinden bağımsız olarak bu her sınıf için geçerlidir, kendilerini yönetme arzusu, isteği veya kendi kaderlerine sahip olma talepleri ayrımcı katagorisi içinde ele alınıp değerlendirilemez. Hele dışlayıcı, ırkçı, tahakümcü, ayrımcı, ırkçı hiç olmaz, olamaz. Ezilenlerin doğuştan Kaynaklı haklarıyla var olmayı, kurtuluşu ve eşit olma mücadelesi benzerleri gibi özgür yaşamayı içselleştiren haraket ve kalkışmalar yurtsever devrimci bir karaktere sahiptir. Çünkü en yalın haliyle yasağa, ayrıma, baskıya bir baş kaldırıdır. Gasp edilen varlık değerlerini özgürlük duygusuyla sahiplenmek istemektedirler
 
Hasip Kaplan’ın HDP eş başkanlığı için kullandığı sözler yakışık ve yerinde olmayan sözler olarak tanımlamak mümkündür. Ama onu bu sözlerin üzerinden onu linçe tabi tutan anlayışları haklı göstermek mümkün değildir. Aynı şekilde HDP’ nin de resmi olarak Hasip’ in açıklamalarına atfen; "ırkçı, ayrımcı" şeklinde değerlendirmesi de bir o kadar ağır ve abartılı niteliktedir. Özellikle Sırı Süreyya’nın Hasip üzerinden yaptįğı değerlendirmeler yine bir o kadar ağır ve sorunludur. Meseleyi kişiselleştirmeden bu konuda eğer illa bir Faşizm, ayrımcılık ve ırkçılık aranıyorsa onun da doğru adresi 'türk' yerine 'türkiye' diyen Leyla Zana' nın millet vekilliğini düşüren türk meclisi, türk devleti ve türkçü zihniyetin kendisidir. Ayrımcılık, ırkçılık ve faşizm aranacaksa işte buradadır. Türk devletinin işkal ve katliamlar eşliğinde Kürtlere karşı sürdürmüş olduğu tasfiyeciliği en büyük ırkçılık ve faşizmdir.
 
HDP üzerinde sürdürülen tasfiye planlarının en temel gerekçesi, Kürt ve Kürdistan meselesi olmaktan kaynaklıdır. Kayumlar, tutuklama furyalarının en temelinde Kürtlüğe ve Kürt iradesine olan tahammülsüz düzenin, sistemin ve sömürgeci tahakkümün ırkçı faşist saldırılarıdır. Özellikle 7 Haziran seçimlerinden sonra HDP şahsında Kürtlerin kendi iradelerini yüzde onun üzerinde bir oy potansiyeliyle Türk baraj engelini aşarak ortaya koymaları çok önemliydi. Türk ırkçı hakimiyeti Kürtler karşısında ilk defa hayal edemeyecekleri kadar bir sarsılmayla başbaşa geldiler. Kürtler için aynı zamanda bir referandum özelliğini ihtiva eden seçim sonuçları, Türk ırkçı rejiminin çıkrığından çıkmasının en önemli gerekçelerinden biri olduğu herkesin malumu. Bu aynı zamanda sömürgeciliğin tipik bir refleksidir. Bu refleksin aynısını güney kürdistan referandumunun sonrasında yaşanmıştı.
 
Türk rejiminin ırkçı, faşist tasfiyesine maruz kalan Kürt legal siyasal haraketi ve HDP yaşananlardan çok önemli dersler çıkarmak zorundadır. Türklerin her türden teslimiyet ve tasfiye girişimlerini boşa çıkarmak istiyorsa, kendisini destekleyen ve oy veren kesimlerle bağlarını talepleriyle birlikte daha güçlü kılmayı gerektirir.
 
HDP yeni bir kongreye giderken Selahattin Demirtaş’ın aday olmayacağını açıklaması, cezaevinde olan biri için beklenen makul bir durumdur. Ancak HDP buna dünden razıymış gibi üzerine atlaması ne kadar doğru? Tartışma götürür bir mesele. Tasfiye süreci bütün şiddetiyle devam ettiği bu süreçte eş başkanlarının ne olacağı henüz belli değilken yerine başkalarının tercih edilmesi ne kadar doğru? Unutulmamalıdır ki, Selahattin Demirtaş kişiliği liderlik özellikleri bakımından olsun, HDP gelişiminde ve başarısında olsun önemli bir yer tuttuğunu belirtmek gerekir. Zaten bu ırkçı ve tasfiye girişimlerinin en önemli özelliklerinden birisi de liderlik düzeyinde rol oynayan kişilerin hedef tahtasına oturtulmasıdır. Bu durumda bölgedeki gelişmeler ve olası durumlar dikkate alındığında bugün her zamankinden daha çok kürt mücadelesi etrafında oluşan mevzi ve kazanımların korunması önemsenmelidir.
 
Kim ne derse desin HDP bütün eksiklikleriyle birlikte kürt halkının ve mücadelesinin kazanılmış önemli bir mevziisidir. Bu yaklaşım temelinde HDP de devletin faşist saldırılarına muhatap olan tüm bu kişiliklere en başta da eş başkanlara sahip çıkılması önemlidir. HDP’ de kimin ne olacağı, tercihlerin hangi yönde kimden yana olacağının en doğru kararı halkla birlikte verebilmektir. Süreç açında en doğru karar halkla birlikte karar verebilmektir.
 
Bırakın halk karar versin!
Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News

Güncel

Kuzey Suriye sınırlarının 30 bin kişilik bir orduyla korunacağı haberlerinin ardından, başta Kürtler olmak bütün dünyayı tehdit etmeye başlayan Erdoğan, bugün yaptığı konuşmada da kürsüden TSK’ye ‘