ala kurdistan
Ey Reqîb

Sefer Kesindir

SEFER KESİNDİR!

Siz krizanten çiçeklerini sever misiniz? Şebboyları, gonca gülleri, papatya tarlalarını ve göz alabildiğince dağ çiçeklerini….
Dağ hep bizi barındırır koynunda, ne o bizsiz ne de biz onsuz oluruz. Ağrı yörelerinden sonra, Zelê’ye giderken gördüm. Büyük uçurumları sevgi, heybet, huşu verir insana. Ülkem ve ülkemin yalınayak bebeleri, gözleri güzel, narin, hastalıklı ve bakımsız. Binbir nimeti olan ülkesinde hepsi açtı.

Özgür Gündem’e bir gün bir Avukat telefon etti ta Kars’tan ve şunu diyordu: ‘’İki gözüm, elinize sağlık. Gazetenizin en çok nesini beğeniyorum biliyor musunuz?’’ Hayır, dedim. ‘’O güzelim çocuk resimleri, o fotoğraflar yok mu, en çok onları beğeniyorum, makale değil. Her birisi bir cilt kitabı anlatır insana.’’ Sesi yabancı değildi avukatın (Av. Abdurrahman Aca), geleceğinde şiir yazardı.

Öyle ya hepimiz uçurumlardan aşağıya düştük, bulut kümeleri tutmadı bizi, ayaklarımız gerçeğin toprağına değinceye kadar, bu kuşağın da saçları ağardı. Kürt çocukları bana Yaşar dede diyorlar, kucağıma atıyorlar, çoğu beş altı yaşında. Hele geçenlerde biri sordu bana: ‘’Sen Med TV.’de çalışıyorsun değil mi?’’ Evdekiler güldüler. Beni hep orada görüyormuş. İlk defa evinde gördü. Yaşam sevinci, mutluluk veriyorlar insanlara, yarının küçük Generalleri, yarınki umudumun devamı.
Evet, tekrar söylemek gerekli. Her biri bir dağ çiçeği. Nereden geldik bunlara? Siz çilekli pasta sever misiniz? Hem de frambuazlı. Frambuazlı pasta çok sevilir. Frambuaz bir dağ çileğidir. Fransızlar “Fruit de souvage-yabani meyve” derler. Kıt ve çok makbuldür. Avrupa kıtası ve diğer kıtalarda ama en çok Kürdistan dağlarında yetişir. Lezzetlidir, öyle suni gübre ile yetiştirilen gibi değil. Genç arkadaşlar söylemişti. Gerilla’nın en sevdiği meyveymiş, dırri veya dırık derlermiş, Avrupalının Frambuaz’ına.

Şeklava’da bir çay bahçesinde mola verdik. Avuçladığım su buz gibiydi, içemedim. Pırl pırıl bir su tıpkı kop dağındaki serçe parmak kalınlığındaki su gibi. Şekvala’nın sırrı dağa dayalı, bir yazlık şehir, Seyrangeh, Havingeh ve bir dilan gibi. Sonra sürdük arabalarımızı çıktık Şeklava’dan. Bizi çalmışlar, yalnız malımızı mülkümüzü değil, topraklarımızı bile.

Sanki Çin u Maçin’den gelmişler, bizim gecelerimizi bile çalmışlar, geceler bile bizim değil, gökte yıldızlar sönük, bir tek oksijen kalmış havada, ellerinden gelse bu temiz havamızı da alacaklar. Geceler zenci, uykular zenci, ama sabah olur diyordu ustam. Sabahların doğumunu kimse engelleyemez, karanlık sabahı rahminde taşır, gelirken onu da beraber getirir. Sabah olur, sana gün doğar, bunu kimse engelleyemedi şimdiye kadar. Tutsaklar denizi zindanlar. Sanki yalnız bizim için. Bize biçilmiş kaftan. Üzülme karanfil kokan çigananın gerçeğini öğrendim. Mahkûmlar iyi koksun diye karanfil akşamdan tütün tabakasının içine yatırırlar. Dünyanın en güzel tütünleri bu yüzden aroma edilir. Yani esans kokuları ile beslenir. Bütün pipo tütünleri kokuludur, eğer kurusa pipo tütünün bir elma kabuğu kafidir geceden, sabah bir yumak pamuk kadar yumuşar, içimi lezzet verir, insana. Ya benim ülkemin bir dilberin sarı saçları kadar güzel tütünü nerede? Evet, Diyarbekir’de sipahi pazarında kaçak satılır. Ona bir fabrika uygun görmezler, o güzelliği ile satar kendisini.

Hey bin yıllara kucak açmış, çatlak tabanlı toprak, sen belki de hepimizin Özgürlüğüsün. Dedim ya Frambuaz dağ çiçeği. Engerekler, çiyanlar, dağ tavşanları. İrin çölleri, diz boyu Kürt ihaneti. Diyarbekir akreplerinden arta kalan zehir zemberek kahpe tuzakları. Görün bu yanını coğrafyamızın, bilmek bilmemekten iyidir. Öldürücü yaralara merhem kar etmez. Lokman Hâkim olsanız nafile.

Toz duman içindeki günlerden kurtuluş olsa, çok ılık bir sahilde kumda yalınayak bir gezinti ve bir öğlen sonu uykusu. Kimleri hoş karşılayabilir, her satırda, her yaprak dalında, her tomurcukta yaşam sevinci yeşerir. Bizim de yaşam sevinçlerimiz olsun, bunların kimseye zararı yok. Dünya elbirliği yapmış, sözleşmiş gibi, bizim tarlalarımıza akan suyu, bizim kalbimize kan taşıyan damarı kurutmuşlar. Sırtlanlar gibi etimizi yiyip kemiklerimizi kuşlara, kartallara yem etmişler. Bunca çiçek açan bahçemizde bize oturmak yasak, yarasalar gecelerimizi dondurmuş, karanlıkta kanat çırpıyorlar. Işığa hiç tahammülü yok yarasaların.

Trampetler çalmasa, insan gürültüye gitmese ve anne sütünden yapılmış heykel bir mermere dönmese ne olur. SEHPA kelimesi deforme olmuş, asıl adı ‘’SÊPÊ’’dir. İdam sehpası en çok bizim için kullandığı için belki de ‘’KÜRTÇE’’dir. İnsanı rüyalarına bazen Kongo kırmızısı karışıyor. Mürekkep balıkları çok derinlerde yaşar, okyanusların, Ganj’ın lanetlenmiş sularında yıkanıp arınan insanlar. ‘’Bir gemiydim, battım’’ diyordu şair. Mezopotamya’da güller açıyor. Şafaklar kan kırmızı olduğu zaman güzeldir. Birazdan gün doğacak, yürümek lazım, az kaldı varacağımız menzile. Son konak yerimiz vatanımız, ülkemiz. Haramiler, kesse de yol başlarını artık önemi yok, biz kazandık. Hahamlar, kaşişler duaya durmuşlar, biz yürüyoruz. Ary-ı Mevut’ta (mukaddes topraklar) döndü, İsrailoğulları. Şimdi biz dönüyoruz, sefer kesindir.

İnsanlar bazen açlıktan düşüncelerini yerler, gece ilerler, kampana sesleri susar. Kim bilir bir insanın yaşamında neler var, çoğu dökülmez sayfalara. Belki de bizler, bizlerden birileri hiç yaşamaya vakit bulamadı, dur durak demeden koştu büyük, hızlı maratonunu.

Beton yığınları büyük kentlerin dışına çıkmak bir hafta sonu. Bir ormanda saymak ağaç yapraklarını hiç delilik değil, Gün olur hüznünüzün kaynağını keşfedemezsiniz, gün olur sevincinizin. Uzun ömürlü dünyada kaç kişi yaşadı.

Uzun tren düdükleri, gökyüzüne uzanan kuleler, sisler doldurmuş bulvarları, kırık plakatlardan dökülen şarkılar ve siz Ortadoğu’nun boğucu zindanları, bir avuç özgürlük uğruna ödediğimiz bedeller. Bak Harran ovasında Arap atları, Nemrut ölümsüz bir dünya gibi, rüyalarıma giren uzun namlulu tüfekler, bebeklerin kundakları üzerine dökülmüş kan lekeleri, yakamızı bırakın artık. Uzun bir yürüyüşe geçti özgürlük, sular gümüş rengine döndü, biz hep birlikte yürüyoruz.

Nereden çıktı bunlar. Ey mavi gök, ey sevgili vatan, bize de yasak olmasın seni yaşamak, seni sevmek, ben de insanım. Bizim çocukluğumuz rüyasız geçti, gençliğimiz sevdasız. Louvre müzesinin duvarı değil kalbim, ölümlerden ölüm beğendirdiler bize. Şimdi gerçeğe doğru yürüyoruz. Birazdan kampana çalar, işçiler girer fabrikalardan içeri, dişliler başlar çalışmaya, rotatifler mürekkep kokularında gazete basar, birazdan şafak söker, ben yeniden düşeceğim yollara. Kader ağlarını örmez, bu kervan yürür. Su çıkar fidelere, Zilan deresinde biri gül, biri sosın iki dal çiçeklenir, bütün bunlar nerden çıktı deme.

Her Kürdün hayal hikâyesidir, yeniden yaratmak dünyasını. Düşündüğüme şaşma, düşünmek en büyük ibadettir, yazdığıma şaşma, filozofiyi Zerdüşt’ten bugüne bilirim. Ne Güneş Medine’si, ne İbn-i Haldun, ne Thomas Moore, ne de Campenella Köylüm kadar filozof değil. Nerden çıktı bunlar deme. ‘’Havva Anan dünkü çocuk sayılır’’ demiyor muydu Ahmed Arif’ Özü Zindan Kulu, Mezopotamya çocuğu.

Bütün bunlar nereden çıktı deme. Kurşuni bulutlar var gökyüzünde. Canım ölmek bile istemiyor, bütün küreler tembel.

Dedim ya birazdan gün doğacak, uzun kampana sesleri. Ben yine seni düşünürüm, ‘’yurdum benim, şahdamarım’’

Yaşar Kaya
Köln

Yorumlar

sevgili yasar kaya verdigi mücadele ile kürdistani kurdu ve kösesine cekilip biz torunlarina anilarini anlatmaya baslamis ki daha evelki gibi her yazisinda da kırkdokuzları hep dile getiriyordu

Ancak verdigi mücadeleyi yarida birakip gitti. Halbuki yasi nedeniyle de ben yasliyim yapamiyorum diyebilirdi yani muhakakille de öyle mi gitmek gerekiyordu Yazısını okudum kürdistanin üc parcasi ates icindedir yaniyor sayin yasar kaya anilarini yazmis.

Cok cok guzel...

Bazı yazılar vardır sonsuzdur. Ne zaman kendimi kötü hissetsem bu yazınızı okuyorum, sevgili Yaşar Kaya. Siz krizanten çiçeklerini sever misiniz? 

Bir bahar habercisi gibi...

yaşar kaya,yı çok takip ederdim çok severdim onun hayranlarından biriydim türkiye,deyken verdiği mücadele yediği cezalar ve yurt dışı süreci ama dönüşü hiç muhteşem olmadı...

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News