Kurdistan-Post yenilendi
yeni adresimiz www.Kurdistan-Post.eu dur.

Lütfen favorilerinizi günceleyiniz !
Bu site sadece arsivdir.

İ-DKP Başkanı Mustafa Hejri İle Röportaj-Hülya Yetişen


İ-DKP Başkanı Mustafa Hejri İle Röportaj-Hülya Yetişen

Irak Kürdistanı’nda Peşmerge ordu güçlerimiz vardır. Hatırlatılması gerekirki şu anda İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik silahlı mücadelemizi askıya aldık.
«    Ekim 2017    »
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 

Qazî Mihemed'in Kürd Ulusuna Vasiyeti


Qazî Mihemed'in Kürd Ulusuna Vasiyeti

Zulüm ve baskı gören halkım!

Yüce Allah aşkına vaatlere artık kanmayın. Çünkü onlar ne Allah'ı tanıyorlar, ne peygambere, ne kıyamet gününe, ne Allah huzurunda hesap vermeye inanıyorlar. Onların nezdinde, Müslüman da olsanız, Kürt olduğunuz için suçlusunuz, onların düşmanısınız

Kurd li Misrê - Nezîr Silo


Kurd li Misrê - Nezîr Silo

Misr yek ji welatên ku herî peywendîdar bû ji demek dirêj ve di nav dewletên erban de bi Kurdan re.

Otomatik Portakal 50 Yaşında  


24-12-2012, 10:19 Kategori: Sanat-kültür  
Otomatik Portakal 50 Yaşında

Kitap, bir anlamda tüm yapıtlarımda anlatmaya çalıştıklarımın özeti niteliğinde: İnsan hür bir iradeyle doğar. İyilik yerine kötülüğü tercih ediyorsa bu onun doğasından kaynaklanır ve bu seçme yetisini yok etmek devletin tasarrufunda olamaz

Ünlü yapıtı Otomatik Portakal’ın yayımlanışının ellinci yılı kutlanan İngiliz yazar Anthony Burgess’le 1974 yılında Roma’da yapılmış hayli uzun bir söyleşiden bazı bölümler derledik. Laf aramızda Roma, yazarın yüksek vergilerden kaçınmak için İngiltere’yi terk ettiği “gönüllü sürgün” yıllarında yaşadığı kentlerden biriydi...

Otomatik Portakal insanların hür iradeleriyle kötülüğü seçmelerinin, devletin istediği gibi birer ‘iyilik’ makinesine dönüşmelerinden evla olduğunu savunuyor aslında. Şiddetten, kitaplarımda şiddete yer vermekten hazzetmiyorum elbette, hatta seks sahnelerine bile yer vermek istemiyorum yapıtlarımda; mizaç itibariyle bu tür şeylerden utanıyorum. Lakin Otomatik Portakal’ı yazdığım 1950’lerin sonunda karşı karşıya kaldığımız manzara, devletin özgür seçim alanına giderek daha da fazla müdahale potansiyeli beni öylesine dehşete düşürmüştü ki bu kitabı yazmak zorunda hissettim kendimi.

Roman, kesinlikle didaktik olanla pornografiyi harmanladığı için bu denli popüler oldu. Pornografi, şiddet ve de öğretici, vaazcı tavır; normalde bu ikisini bir araya getirdiğiniz takdirde çoksatar potansiyeline sahip bir kitap üretmiş olursunuz. Otomatik Portakal yıllar boyunca çok satmadı, ama sonunda kaçınılmaz olarak en popüler kitabım haline geldi. Bu da ağırıma gidiyor. Yazdığım otuz birbirine benzemez kitap arasında genellikle tanınan tek yapıtım bu, çok içerliyorum bu duruma.

Otobiyografik izler

Artık hayatta olmayan ilk karım, savaş sırasında Londra’da firari olan dört Amerikalı askerin saldırısına uğramıştı. Tecavüz değil, hırsızlık niyetli bir fiildi bu ama sonucunda düşük yaptı ve sağlığı bozuldu. Nihayetinde ölümüne neden olan olay da bu saldırıydı sanırım.

Romanın ve filmin bir bölümünde karakter bir kitap yazar. Kitabın adı aynı zamanda kendi kitabımın adı, Otomatik Portakal’dır. Kendimi kayıplara, ergen şiddetine maruz kalmış bir yazar olarak kitaba yerleştirme ve bu yolla çektiğim acıyı sistemimden dışarı atma girişimiydi bu, böylelikle bir daha bu konuda düşünmek zorunda kalmadım. Kendi açımdan bakıldığında kitabın en muazzam özelliği bu sağaltıcı yanıdır. Sanatsal gücü daha azdır.

Bugün Shakespeare’in içinde yaşadığı toplumdan daha kötü durumda olduğumuzu düşünmüyorum. Elizabeth İngilteresi hakkında okuduğumuz hikâyeler, 1590’ların Londra’sının günümüz New York ya da Roma’sından çok daha tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor. Gerçek olan şey insan doğasının hiç değişmediği. İçimizde doğal bir şiddet taşıyoruz, saldırganlık tabiatımızda var. Bugünlerde daha çok tanık oluyoruz, çünkü artık hepimiz gazete okuyor ve pek çok film izliyoruz.

Bahsi açılmışken şunu da ekleyeyim: Şiddetin yanlış bir tarafı yok, bir başına kötü bir şey değil şiddet. Otomatikman mahkûm edilmemeli, çünkü daha iyiye dönük değişimler sadece bu sayede elde edilebiliyor. Amerikalılar onun sayesinde bir devrim yaratabildi, bulunduğumuz çağda sadece onun sayesindedir ki Nazileri yenebildik.

Para kazandırmadı

Otomatik Portakal’dan hiç para kazanmadım. Henüz kariyerimin başlarında satmıştım haklarını. 1962’den itibaren kitabı sinemaya uyarlamak isteyenler oldu; kuşkusuz o sıralar ortam bu tür filmler için elverişsizdi. 1962’de filmlerde aleni şiddet, aleni tecavüz, hatta aleni çıplaklık görmeye hazır değildik.

Bu nedenle romanın sinema uyarlamasına yönelik ilk girişim hayli düşük bir bütçeye sahipti. Niyet, dört başrolü Rolling Stones’un (zamanında çok ünlü bir gruptu, sanırım hâlâ öyle) elemanlarının oynayacağı bir tür “underground” film yapmaktı; çok para kazandırmayacaktı, muhtemelen büyük sinema salonlarında değil sadece sinemateklerde gösterilecekti.

Sonuçta kitabın film hakları karşılığında 500 dolarlık bedeli kabul ettim. Doğal olarak kitap, artık onu 500 bin dolara satma becerisine sahip olan işletmecilerin eline geçmişti. Böyle durumlarda parsayı hep o işte en az emeği olan toplamıştır zaten. Kendi adıma dert etmiyorum bunu, para kazanamamak ciddi sanatçıların doğasında vardır. Sanatçı para kazanmaz, tatmini başka şekillerde yaşar.

Otomatik Portakal filmi ise tam bir baş belası oldu. Kimi insanlar beni bir ‘yancı’, Stanley Kubrick’in alelade bir hizmetkârı; muazzam bir film yönetmeni olan asıl yaratıcıyı besleyen ikincil bir yaratıcı olarak görüyordu. Buna ve filmin işlenen birtakım suçları özendirdiği ithamlarına çok içerledim.

Sanatçıya güvenin

Tanrıya inanıp inanmadığımdan emin değilim. Çok yararlı bir icat olduğunu düşünüyorum ama. Voltaire, “Tanrı yoksa onu yaratmak gerekecek” dediğinde sanırım çok temel bir önermede bulunuyordu. Tanrı fikrini, bir yaratıcı ve sürdürücü fikrini en azından bir hipotez olarak kullanmadan günü kurtaramayız. Ancak gerek Katolik kilisesinin gerekse şu anda petrolle olan bağlantısı nedeniyle çok güçlü bir din olan İslam’ın tanrısını kabul etmeyi her geçen gün daha da zor buluyorum. Yalnızca yararlı bulduğum entelektüel bir varsayım olarak kabul ediyorum tanrıyı, daha fazlası değil. Dünyaya sadece yemek, içmek ve çiftleşmek için gelmediğimiz kanısındayım. Yaratmak için buradayız ve yaratma anlamında doğamızın gereklerini, tanrı gibi bir varlık olmanın doğal gereklerini yerine getiriyoruz.

Yaşlandıkça, temel teolojik kavramların belirli bir gerçek barındırdığını giderek daha fazla düşünüyorum, her ne kadar bunlar din adamlarının gördüğü gerçekler olmasa da. Sanatçıya din adamlarından daha çok güvenin, sanatçı teolojiyi onlardan daha iyi yorumlayacaktır.

Alternatif evrenler yaratmak

İnsanın alternatif bir evren yaratma imkânına sahip olduğunu düşünüyorum. Sanatçının, bilimadamının, filozofun işi deyim yerindeyse makul bir mutlak gerçekliğin imgesini inşa etmek olmalı. Bana göre insanın yapabileceği en iyi şey, diyelim Beethoven’ın IX. Senfonisi yahut Descartes’ın felsefesi gibi bir yapı inşa etmek; IX. Senfoni’nin müzikal sistemi ya da Spinoza’nın veya Descartes’ın felsefi sisteminin mutlak gerçekliğe ilişkin bir imge olup olmadığını bilemesek de… Öyle olduğunu ummak isterim ama değilse de bir önemi yok benim için. Yaşamın kaosuna bir yapı, bir düzen yüklemek bizim yegâne görevimiz. Bu düzenin de sanat ve felsefede bulunabileceğini düşünüyorum.

Rastlantı ve zorunluluk

Jacques Monod’nun “Hayat rastlantı ve zorunluluktan oluşan bir gerçekliktir ve insan kayıtsız bir evrende bir başınadır” önermesine katılıyorum. Evrenin insana bütünüyle kayıtsız, muazzam bir dönen kütle, insanın ise bu bilinemez devasa kaosla yüzleşmede absürt bir konuma sahip olduğunu kabul ediyorum. Ancak insanın zaferi de düzen kurabilmesi, çevresinde dönen bu hayat kütlesine görece daha ideal, daha şekli bir anlama sahip yapılar yaratabilmesidir. İnsan bu görevini sürdürmeye devam etmelidir.

İdeal insanı inşa etmeye soyunan devletin Rusya’da ve Nazi Almanyası’nda olduğu gibi muazzam bir zorbalık mekanizmasına dönüştüğünü görüyoruz. Yapmamız gereken kendi hayatlarımızı yaşamak, kendi ahlakımızı oluşturmak, kusurlu yaratıklar olduğumuzu kabullenip sadece elimizden gelenin en iyisini yapmaya odaklanmaktır. Yaşamanın nedeni de bir bakıma budur; yaratmak.

Kariyerime müzisyen olarak başladım. Yıllar yılı besteci olmaya çalıştım; sonunda hayli yıpratıcı bir fiziksel emek gerektirdiği için pes ettim. Savaş sonu İngiltere’sinde müziği icra ettirmek de kolay değildi; bu alanda kesinlikle para yoktu ve ben daktilonun başına çöküp basit bir satırı üreten insanlara gıpta ediyordum.

Onlara öykünüp bir roman yazdım ve kabul gördü, oysa bu işi sadece hobi olarak yapan biri olarak görüyordum kendimi; İngiliz Sömürge Hizmetleri Kurumu’ndan malulen emekli edilip işsiz kalınca yapabileceğim yegâne mesleğin yazarlık olduğuna karar kıldım. Özellikle İngiltere’de birçok kişi başka iş bulamadığı için yazar oluyor, benim gibi.

Çok çalışmıyorum, başkaları ne kadar çalışıyorsa o kadar. İşim neyse onu yapıyorum. Sabahları erken kalkıyor, kahvaltı edip işe oturuyorum. Bunu bütün yazarlara salık veriyorum: Her yazar günde bin sözcük yazmaya çalışmalı; ne fazla ne daha az.

Kimliğin en ufak bir anlamı yok
Kimlik konusuna fazla dert etmiyorum, yaşamak insan için bir kimlik sahibi olmaktan çok daha büyük bir önem arz ediyor. Bu yıl çıkacak olan kısa bir romanım var; bir Amerikan üniversitesinde profesör olan kahramanım ani bir kalp krizi geçirir ve beyninin bir bölümü kararır. Bu arada Elizabeth döneminden bir oyun yazarıyla ilgili ders vermesi gerekmektedir, yapabileceği tek şeyi yapıp hemen yeni bir karakter uydurur.

Hiçbir gerçek kişiyi hatırlayamamaktadır, yeni birini uydurduğunda ise onun çalışmalarını, karakterini, hayatını da uydurmuştur. Bu karakterin en az sınıftaki öğrencileri kadar gerçek olduğunu keşfeder. Enikonu bir kimliği vardır, sahip olmadığı tek şeyse hayattır.

Bölük pörçük yaşamak, duyular vasıtasıyla yaşamak, beyinle yaşamak çok daha önemli, bir şeyin ne olduğuna, ismine veya karakterine ya da makyajına takılmanın bir önemi yok. Sanırım şu ‘kimlik krizi’ tabiri duyduğum en aptalca şey. Uzayı dolduruyoruz, zamanı dolduruyoruz biz. Dünyayı arşınlayan et parçalarıyız; düşünüyoruz, duygulanıyoruz. Dert etmemiz gereken tek şey de bu.

Şahsen ben o kadar çok kimlik krizinden geçtim ki, bu anlamda ismimin ne olduğunu bile bilmiyorum; gerçek ismim değil bu zaten. Başka isimler de kullandım. Hangisiyle çağrıldığım, kayıtlarda hangi ismin geçtiği umurumda bile değil. Şu anda şu sandalyeyi işgal eden bir varlığım ve belirli düşüncelerim, belirli duygulanımlarım var, önemli olan tek şey de bu. Kimliğin en ufak bir anlamı yok.

Siyasetçileri ciddiye almamalıyız
Amerikalıların dediği gibi, “Mesaj istiyorsanız Western Union’a gidin.” Mesaj vermek sanatçının işi değil; vaizlerin, siyasetçilerin işi: Müzik yaratıcısı gibi edebiyatçının da görevi kendi başlarına tatmin edici ve halen yaşadığımız hayatla doğrudan bir bağlantısı olması gerekmeyen biçimler, yapılar üretmektir.

İnsanın kendine bakıp, “Çok fazla değişmedim, Cennet Bahçesi’nden kovulduğum zaman neysem bugün de oyum” demekten başka çaresi yoktur. Doğamızda bulunan nitelikleri geliştirmeli ve siyasetçileri ciddiye almamalıyız. Siyasetçiler yaşayan en kötücül insanlardır; dili, düşünceyi, ahlakı kirletiyorlar. Siyasi yapılara aldırmamalıyız, bunun yerine mümkün olan en küçük cemaatlere; aileye, dostlara önem vermeli ve yaratıcı bir varlık olarak içimizde yatan potansiyeli geliştirmeye çalışmalıyız. Bundan fazlasını söyleyemem, ki bu da gerçek bir mesaj değil.

Yamyamlığın nesi kötü?

Yamyamlığın kötücül olduğunu düşünmemizi gerektirecek bir dayanak göremiyorum ortada. Kime ne zararı olabilir ki bunun? Tabuları güç bela kırabiliyoruz ve hepsi de doğal olarak son derece akıldışı. Oysa yamyamlık pekala yaklaşan kıtlık sorununun çözümlerinden biri olabilir. Süpermarketlere gidip “İnsan” marka konserveleri satın alabiliriz; halihazırda sodyum nitrata yatırılmış o ne idüğü belirsiz etleri nasıl kabulleniyorsak, bu da kabul edilebilir bir şey. Yamyamlık gerçek bir cinayet olan kürtajdan daha mantıklı bir çözümmüş gibi geliyor bana. Kürtaja karşı nefretimi gayet basit bir teoriye dayandırıyorum: Herkesin doğma hakkı vardır ama kimsenin yaşama hakkı yoktur.

Çeviren Tanju Günseren


Radikal Kitap


 
Yazıya puan ver:
 (Toplam Oy #: 1)
  |   Okuma: 45025   |   Yorum: (2549)   Yazdir
   Arkadaşına Gönder

Değerli ziyaretçimiz, siz kayıtsız kullanıcı olarak siteye girdiniz. Size kayıt yaptırmanızı veya kendi adınızla giriş yapmanızı öneriyoruz.

İlgili Diğer Haberler:


 Yorum #241  | 26 Nisan 2014 14:12 | Alıntı     

ThomasBibe

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 44702, Kayıtlı: 2.04.2014
   ICQ: --,
 Yorum #245  | 26 Nisan 2014 17:27 | Alıntı     

ThomasBibe

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 44702, Kayıtlı: 2.04.2014
   ICQ: --,
 Yorum #247  | 26 Nisan 2014 18:44 | Alıntı     

ThomasBibe

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 44702, Kayıtlı: 2.04.2014
   ICQ: --,
 Yorum #248  | 26 Nisan 2014 20:01 | Alıntı     

Marlintub

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 33756, Kayıtlı: 19.04.2014
   ICQ: 375657811,
 Yorum #251  | 26 Nisan 2014 21:44 | Alıntı     

ThomasBibe

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 44702, Kayıtlı: 2.04.2014
   ICQ: --,
 Yorum #253  | 26 Nisan 2014 23:35 | Alıntı     

ThomasBibe

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 44702, Kayıtlı: 2.04.2014
   ICQ: --,
 Yorum #254  | 27 Nisan 2014 00:31 | Alıntı     

ThomasBibe

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 44702, Kayıtlı: 2.04.2014
   ICQ: --,
 Yorum #256  | 27 Nisan 2014 01:04 | Alıntı     

ThomasBibe

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 44702, Kayıtlı: 2.04.2014
   ICQ: --,
Buying Nizoral ; Order at Discount Ketoconazole in Canada Order Parafon - Order Cheap Cost Chlorzoxazone in Italy Order Coumadin , Can i Buy Warfarin in Canada Cheap Prilosec . Order online Omeprazole in Norway Buying Levitra ; Buy Discount Price Vardenafil from Czech Republic Order Betagan - Can i Order Levobunolol from Spain Cheap Timoptic , Is Ordering Timolol from France Buy Effexor Xr - Order Cheap Price Venlafaxine in Italy Buying Adalat Cc , Order Lowest Cost Nifedipine in Suomi Purchase Furacin .

Buying Cialis Soft , Cheapest Order Tadalafil in European union Order Adalat Cc - Can you Order Nifedipine from Sweden Buy Sinemet Cr - Purchasing Carbidopa-levodopa in The Nederlands Cheap Sinemet Cr , Where To Buy Carbidopa-levodopa in Czech Republic Cheap Yasmin . Orde Cheap Cardura or Can i Order Doxazosin in Suomi Purchase Asacol and Can you Buy Mesalamine from Suomi Purchase Pletal - Buy cheap Cilostazol in USA Buy Crixivan ; Buy Discount Cost Indinavir in France Buy Abilify . Where can i Order Aripiprazole from Italy

Cheap Cymbalta and Is Buy Duloxetine in GB Purchase Topamax or Order Cheap Cost Topiramate from Suomi Buying Deltasone . Cheap Prednisolone in New Zealand Buy Cialis Sublingual ; Where can i Buy Tadalafil from Poland Buying Aralen ; Buy Cheap Cost Chloroquine Phosphate from The Nederlands Cheap Viagra Soft or How To Buying Sildenafil Citrate from Turkey Buy Xenical . Buy Safely Orlistat in Poland Buying Ziagen , Online Abacavir from Denmark Buying Viagra Professional or Buy Wholesale Sildenafil Citrate from Turkey Buy Kamagra® Soft , Where can i Purchase Sildenafil Citrate in United States
 Yorum #258  | 27 Nisan 2014 02:29 | Alıntı     

ThomasBibe

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 44702, Kayıtlı: 2.04.2014
   ICQ: --,
 Yorum #261  | 27 Nisan 2014 04:06 | Alıntı     

Marlintub

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 33756, Kayıtlı: 19.04.2014
   ICQ: 375657811,
 Yorum #262  | 27 Nisan 2014 04:27 | Alıntı     

ThomasBibe

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 44702, Kayıtlı: 2.04.2014
   ICQ: --,
 Yorum #264  | 27 Nisan 2014 05:38 | Alıntı     

ThomasBibe

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 44702, Kayıtlı: 2.04.2014
   ICQ: --,
 Yorum #266  | 27 Nisan 2014 06:21 | Alıntı     

ThomasBibe

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 44702, Kayıtlı: 2.04.2014
   ICQ: --,
Purchase Compazine , Buying Prochlorperazine in Suomi Cheap Betapace or Can you Purchase Sotalol in Norway Buying Viracept or Where To Buy Nelfinavir from European union Purchase Epivir and Cheap online Lamivudine in European union Buying Nolvadex . Order at Discount Tamoxifen in European union Buying Levitra Super Force ; Buying Vardenafil Dapoxetine in Deutschland Cheap Cordarone . Buy at Discount Amiodarone in Greece Buy Pyridium - Buy at Discount Phenazopyridine in USA Buying Motilium or Purchase Nolvadex ; Is Buying Tamoxifen from Australia

Purchase Parlodel and Buy Cheapest Bromocriptine in Australia Purchase Desyrel - Cheap Trazodone in Turkey Buying Apcalis® Oral Jelly and Cheapest Order Tadalafil in Sweden Cheap Hytrin , Buy Cheap Price Terazosin in Suomi Order Principen or Order Oxsoralen ; Buy at Discount Methoxsalen in Turkey Cheap Zantac - Is Ordering Ranitidine in Denmark Buy Carafate , Where can i Buy Sucralfate in United States Order Lotemax or Buy Loteprednol from Japan Cheap Clarinex and Buy cheap Desloratadine from Canada

Cheap Noroxin or Order Low Cost Norfloxacin in Poland Cheap Lithobid ; Order Wholesale Lithium from United Kingdom Cheap Eldepryl ; Or Order Furadantin - Purchase online Nitrofurantoin in Poland Order Cartia . Is B Purchase Actonel , Buying Diovan Hct ; Buy Discount Price Valsartan-hydrochlorothiazide from Norway Cheap Glucotrol Xl or Can i Order Glipizide in Poland Buying Calan ; Order Verapamil in Japan Purchase Bystolic . Order Cheap Price Nebivolol from Poland
 Yorum #268  | 27 Nisan 2014 07:28 | Alıntı     

ThomasBibe

avatar    Grup: Okuyucular
   Yayınlar: 0, Yorum: 44702, Kayıtlı: 2.04.2014
   ICQ: --,

Yorum ekle

Adınızı:  

E-Posta:  


Kodunu:
Include security image CAPCHA.
Kod güncelleme


Kodunu girin: