Kurdistan-Post yenilendi
yeni adresimiz www.Kurdistan-Post.eu dur.

Lütfen favorilerinizi günceleyiniz !
Bu site sadece arsivdir.

İ-DKP Başkanı Mustafa Hejri İle Röportaj-Hülya Yetişen


İ-DKP Başkanı Mustafa Hejri İle Röportaj-Hülya Yetişen

Irak Kürdistanı’nda Peşmerge ordu güçlerimiz vardır. Hatırlatılması gerekirki şu anda İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik silahlı mücadelemizi askıya aldık.
«    Ekim 2017    »
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 

Qazî Mihemed'in Kürd Ulusuna Vasiyeti


Qazî Mihemed'in Kürd Ulusuna Vasiyeti

Zulüm ve baskı gören halkım!

Yüce Allah aşkına vaatlere artık kanmayın. Çünkü onlar ne Allah'ı tanıyorlar, ne peygambere, ne kıyamet gününe, ne Allah huzurunda hesap vermeye inanıyorlar. Onların nezdinde, Müslüman da olsanız, Kürt olduğunuz için suçlusunuz, onların düşmanısınız

Kurd li Misrê - Nezîr Silo


Kurd li Misrê - Nezîr Silo

Misr yek ji welatên ku herî peywendîdar bû ji demek dirêj ve di nav dewletên erban de bi Kurdan re.

Vate Grubu'yla Zazaki Üzerine Röportaj-Hülya Yetişen  


11-01-2011, 12:23 Kategori: Röportaj  
Vate Grubu'yla Zazaki Üzerine Röportaj-Hülya Yetişen

Vate Grubu'yla Zazaki Üzerine Röportaj-H.Yetişen

Kürtçe üzerindeki ağır baskılar hâlâ sürmektedir. Dil, bir ulusun inşasında önemli bir yer tutarken, UNESCO, 21 Şubat 2009 Yılı’nda ‘Dünya Anadili Günü’ dolayısıyla yayınladığı bir raporda Zazaki’yi ‘tehlike altında olan’ bir dil olarak ilan etti. Kürtçe’nin en fazla konuşulan lehçesi Kurmanci için de bu tehlike söz konusudur.

Anadilde eğitim- öğretim hakkı yıllardır gasp edildiği için, Kurdlerin büyük bir çoğunluğu, kendi dillerinde okumayı ve yazmayı öğrenemediler. Bu nedenle Diasporadaki Kurdler, Kürtçe’nin gelişimi ve yetkinleşmesi için çalışmalar başlattı.

Yıllardan beri bu çalışmaları Avrupa’da yürüten iki sivil oluşumdan bahsetmek gerekiyor. Bunlardan biri, 1987’de, Paris Kürd Enstitüsü’nün kurduğu Komisyona Kurmanci, diğeri ise, 1996 Yılı’nda Stockholm’ de Zazaki konuşan ‘gönüllü idealistlerin’ kurmuş oldukları Gruba Xebate ya Vateyi’dir. Her iki grubun üyeleri çoğunluklu olarak İsveç’te yaşamaktadır. Komisyona Kurmanci üyeleri Kurmanci lehçesini konuşan Ermenistan, İran, Irak, Suriye ve Türkiye Kurdleri’nden oluşurken,. Vate Çalışma Grubu’nun üyeleriyse, Zazaca konuşan Türkiye Kurdleri’nden oluşuyor.

Kurdçe’nin standartizasyonu üzerine yoğunlaşan bu gruplar çalışmalarında, 1930-40 yılları arasında Suriye’de yaşamış, Kurdçe’yi ’yi latin alfabesiyle yazan Bedirxan Alfabesini baz almışlardır.

Biz de bu ayki röportajımızın konusunu Kurdçe’ye ayırdık.Konuklarımız, Kırmancki (Zazaca)’nın gelişimi için, 1996 Yılı’ndan bu yana akademik düzeyde araştırma yapan Vate Çalışma Grubu’nun ( Grûba Xebata ya Vateyî) Kurucu üyelerinden, Vate Dergisi’nin Şef Editörü, Araştırmacı, Yazar Mehemed Malmîsanij, ve Vate Dergisi’nin Yazı İşleri Müdürü Deniz Gündüz oldu.

Mehemed Malmîsanij 1952 yılında Diyarbakır'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Diyarbakır'da, yüksek öğrenimini Ankara'da tamamladı. Sorbonne ve Uppsala üniversitelerinde İrani dilleri okudu. Göteborg Üniversitesi Kütüphanecilik Bölümü'nde master yaptı. Linköping Üniversitesi'nde Halk Eğitimi Bölümü'nü bitirdi. "Hêvî", "Armanc", "Çarçira" ve "Çira" dergilerinin redaksiyonunda yer aldı. "Vate" Dergisi'nin şef redaktörlüğünü üstlendi.

Eserleri

A)Bi kurdkî (kirmanckî û kurmanckî)

1)Ferhengê Dimilkî [Zazakî]-Tirkî, Uppsala, 1987
2)Herakleîtos, Uppsala, 1988
3)Folklorê Ma ra Çend Numûney, Bälinge, 1991
4)Ferhengekê Kirdkî-Pehlevkî-Kurmanckî, Stockholm, 1997
5)Pîre û Luye, Stockholm, 2004
6)Rindê Kincan Xo ra Dana, Stockholm, 2004
7)Rindê Heywanan Nas Kena, Stockholm, 2004
8)Gotibûn ku. . ., Istanbul, 2006
9)Mi Şêx Seîd Dî, Weşanxaneyê Vateyî, Îstanbul 2009

B)Bi tirkî

9)Yüzyılımızın Başlarında Kürt Milliyetçiliği ve Dr. Abdullah Cevdet, Uppsala, 1986
10)Said-i Nursi ve Kürt Sorunu, Uppsala, 1991
11)Abdurrahman Bedirhan Ve İlk Kürt Gazetesi Kürdistan sayı: 17 ve 18, Stockholm, 1992
12)Bitlisli Kemal Fevzi ve Kürt Örgütleri İçindeki Yeri, Stockholm, 1993
13)Cızira Botanlı Bedirhaniler ve Bedirhani Ailesi Derneği’nin Tutanakları, Stockholm, 1994
14)Kırd, Kırmanc Dımıli Veya Zaza Kürtleri, İstanbul, 1996
15)Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti ve Gazetesi, Stockholm, 1998
16)İlk Legal Kürt Öğrenci Derneği Kürt Talebe-Hêvî Cemiyeti (1912-1922), İstanbul, 2002
17)Diyarbekirli Cemilpaşazadeler ve Kürt Milliyetçiliği, İstanbul, 2004
18)Türkiye ve Suriye’de Kürtçe Kitap Yayımcılığının Dünü ve Bugünü, İstanbul, 2006
19)İlk Kürt Gazetesi Kurdıstan’ı Yayımlayan Abdurrahman Bedirhan (1868-1936), İstanbul, 2006
20)Bu Kürtleri Nereden Çıkardın İsmail Beşikçi? Vate Yayınları, İstanbul 2009
21)Yirminci Yüzyılın Başında DİYARBEKiR’DE KÜRT ULUSÇULUĞU (1900-1920), Vate Yayınları, İstanbul 2010, 159 sayfa

C)Bi swêdkî

22)Kurdiskt författarskap och kurdisk bokutgiving: bakgrund, villkor, betydelse, Stockholm, 1998

Ç)Kitabê ke Malmîsanijî û nuştoxanê bînan pîya nuştê:

23)Malmîsanij & Mahmûd Lewendî, Li Kurdistana Bakur û Li Tirkiyê Rojnamegeriya Kurdî-I, Uppsala, 1989
Malmîsanij & Mahmûd Lewendî, Li Kurdistana Bakur û Li Tirkiyê Rojnamegeriya Kurdî-II, Stockholm, 1992
24)M. Malmîsanij & Mehmet Uzun, Rindê Baxçeyê Kaloyî de, Stockholm, 2004
25)M. Malmîsanij & Mehmet Uzun, Rindê Vana Ê Min a, Stockholm, 2004
26)M. Malmîsanij & Mehmet Uzun, Rindê û Keyeyê Xo, Stockholm, 2004
27)Grûba Xebate ya Vateyî, Ferhengê Tirkî-Kirmanckî (Zazakî) û Kirmanckî (Zazakî)-Tirkî, Îstanbul, 2004
28)Grûba Xebate ya Vateyî, Rastnuştişê Kirmanckî (Zazakî), Îstanbul, 2005

Hülya Yetişen- Tamamı Zazaca yayınlanan üç aylık Vate Dergisi’nin şef editörlüğünü yapıyorsunuz. Bugün dergi kaçıncı sayısında? Ayrıca, İstanbul’da aynı adla kurulan bir yayıneviniz de var. Sanırım şu aralar Vate’nin internet sitesinın kurulma çalışmaları da devam ediyor. Vate Çalışma Grubu nasıl oluştu? Başlarken hedefledikleriniz bunlar mıydı? Yeni projeleriniz var mı?

Malmîsanij- Vate Dergisi'nin otuz dördüncü sayısı yayınlandı. Sözünü ettiğiniz yayınevi de Vate adını taşımakla birlikte benim değil, bir arkadaşımıza ait. Bugüne kadar elli altı kitap yayınlamış olan bu yayınevinin Kırmancca (Zazaca) lehçesine büyük hizmetleri oldu. Kitaplarının otuz altısı Kırmanc lehçesiyle. Kırmancca açısından bu çok önemli, çünkü bu lehçede daha önce yayımlanan kitap sayısı pek azdı.

1996’da Stockholm’de kısa süreli Kırmancca bir kurs vermiştim. Bu kurstan sonra, bir grup Kırmanc arkadaşla, bu lehçenin sorunlarını tartışmak için daha geniş bir toplantı yapılmasını kararlaştırdık. Sözü edilen geniş toplantıya İsveç, Almanya, Norveç ve Fransa’da bulunan ve Kırmanccayla ilgilenen bir grup Kırmanc çağrıldı. Bu grubun ilk toplantısı 2-4 Ağustos 1996’da İsveç’te yapıldı ve o toplantıya 15 kişi katıldı. Zamanla başka arkadaşlar da grubumuzun toplantılarına katıldılar. Vate Çalışma Grubu’nun çalışmaları bu lehçenin sorunları üzerinedir. Gruba mensup olanlar farklı siyasal görüşlere ya da örgütlere mensup olmakla birlikte o zamandan şimdiye dek dil konusunda birlikte çalışmayı başarabildiler. Grubun önemli bir özelliği de sadece bir ilin ya da ilçenin, veya sadece bir dinin ya da mezhebin Kırmanclarıyla sınırlı olmayışı. Çünkü bizi bir araya getiren şey, il, ilçe, din, mezhep gibi şeyler değil, dilimiz ve Kürtlüğümüzdür. Bu grupta Bongilan, Çewlîg, Depe, Dêrsim, Erzingan, Gimgim, Hêni, Licê, Modan/Motkan, Pali, Pîran, Sêwregi il ve ilçelerinden kişiler var.

Başlarken Kırmancca'nın yazım sorunlarını tartışıp bazı kurallar üzerinde anlaşmayı hedeflemiştik. İlk toplantıdan sonra, yazım kurallarının yanı sıra bu lehçenin sözcük hazinesini kaydetme, konuşma dilinde farklı formları bulunan sözcüklerden birini seçip bu standart formu yazı dilinde kullanma, konuşma dilinde bulunmayan fakat ihtiyaç duyulan terimlerin tespiti ya da türetilmesi çalışmalarının da gerekli olduğu sonucuna vardık. Sonraki toplantılarımızda bunlar üzerinde yoğunlaştık. Lehçemizin adı ve alfabe sorunundan başlayarak en önemli dil sorunlarımızı tartışıp yazı dilinde ortak formların kullanılması için üzerlerinde anlaştık. Örneğin günler, aylar, mevsimler, coğrafik kıtalar, diller, lehçeler, dinler, mezhepler, Kürdistan’ın illeri, devletler ve başkentlerin adlarının standart Kırmancca formlarını tespit ettik. Aynı şekilde zamir, edat, sıfat, fiil, bağlaç, tamlama, sayılar, kısaltmalar konusunda da bazı ortak formlar tespit ettik. Yine dilbilgisi, edebiyat, eğitim, hukuk, siyaset, yönetim, askerlik, anatomi, sağlık, coğrafya alanlarındaki önemli terimleri tespit ettik.

Biz yazılarımızda bu tespit edilen formları kullanıyor ve Kırmancca yazan başkalarınının da bunları kullanmasını öneriyoruz. İsteyenlerin yararlanabilmesi için bu çalışmalarımızı üç kitapta topladık. Bunlardan birincisi Kırmancca (Zazaca) doğru yazım kuralları hakkındadır. İkincisi Türkçe-Kırmancca (Zazaca) Sözlük, üçüncüsü ise Kırmancca (Zazaca)-Türkçe sözlüktür. İstanbul’da bu sözlüğün üçüncü baskısı yapıldı.

Sözünü ettiğim toplantıları yılda iki defa yapıyor ve toplandığımzda üç günle bir hafta arasında değişen süre boyunca çalışıyoruz. Toplantı için tespit edilen her konu için önceden hazırlık yapıyoruz. Bu güne kadar on sekiz toplantı yaptık. Toplantılarımız başlangıçta Avrupa’da yapılırken son yıllarda Kürdistan’da yapılıyor. Diyarbekir ve Hewlêr’den sonra bu yılki (2010) toplantımızı Dêrsim’de yaptık.

Projelere gelince, ben projelerden, planlardan söz etmeyi sevmiyorum. Önemli olan iş yapmaktır.

Hülya Yetişen- Türkler sizin konuştuğunuz lehçeye Zazaca ya da Zazaki, Kurmanclar Dimili, Dersimliler Kırmancki, Bingöllüler ise Kırdki diyorlar. Kırd, Kırmanç, Dimili, Zaza kavramları ile, Kırdki, Kırmancki, Dimili, Zazaki kavramları hangi tarihsel süreç içinde oluştu?

Malmîsanij- Bu konuda Kırd, Kırmanc, Dımıli veya Zaza Kürtleri başlığı altında bir kitapçık yazmıştım. O kitaptan bazı alıntılar yaparak sorunuza cevap vereceğim. Kısa bir açıklamadan sonra o kitaptaki alıntıları buraya alacağım.

Kırd, Kırmanc, Dımili veya Zaza Kürtleri

Dımıli Kürtleri şu illerin sınırları içinde yaşarlar: Semsûr (Adıyaman) Çewlig (Bingöl) Bedlis (Bitlis) Diyarbekır, Xarpêt (Elazığ) Erzingan (Erzincan) Erzırom (Erzurum) Mûş (Muş) Sêwas (Sivas) Sêrt Dêrsim Ruha (Urfa)

Bu illerden Dêrsım ve Çewlig'de nüfusun büyük çoğunluğu; Diyarbekır, Xarpêt ve Erzirgan'da nüfusun önemli bir bölümü bu lehçeyi konuşur. Semsûr'un Alduş (Gerger), Ruha'nın Sêwreg (Siverek), Bedlis'in Motki (Mutki) ilçeleri buna örnek verilebilir. Mûş, Sêwas, Erzırom ve Sêrt illerindeki Dımıliler'in miktarı ise azdır.

Dımıli lehçesini konuşan Kürtler, yöreden yöreye Kırd, Kırmanc, Dımıli, Dımli, Dımbıli ve Zaza gibi değişik adlarla adlandırılırlar. Konuştukları lehçe de bunlara bağlı olarak Kırdki, Kırmanci/Kırmancki, Dımılki/Dımıli, Dımıli, Dımli, Zazaki veya "So-bê" (Şo-bê) adıyla adlandırılır.

I-KIRD

Dımıli lehçesini konuşan Kürtler bugün bazı bölgelerde kendilerine "Kırd", lehçelerine de "Kırdki" veya "Kırdi" demektedirler. 19. yüzyılda Dımıli lehçesiyle yazılmış olan iki metinde de bu sözcükler kullanılır. Bunlardan Peter Lerch tarafından 1850'lerde bir Dımıli'nin (Kırd'ın) ağzından derlenerek yazıya geçirilmiş olan metinler, Dımıli lehçesinin bilinen en eski yazılı metinleridir.

Hezanlı şair Ehmedê Xasi ise 1898'de Dımıli lehçesiyle yazdığı Mevlid'in sonunda şöyle der: "Yaratıcı'nın (Tanrı'nın) yardımı ve peygamberimizin -S. A. S.- feyiz ve bereketiyle Mewlıdê Kırdi'nin (Kırdce Mevlid'in) hazırlanması, Arap tarihiyle bin üç yüz on altıda Hezanlı Ehmedê Xasi'nin eliyle tamamlandı."

Kemal Badıllı "Türkiye'deki Zazalar kendilerini asıl Kürt sayarak kendilerine Kırd ve kendilerinin dışında kalan Kürtlere, daha doğrusu Kurmanclara da -biraz da küçümseme ile müterafik olarak- Kırdasi (Kürdümsü, Kürtçük) derler." diyor.

Gwevdereyıc de Çolig (Çewlig) ile ilgili bir yazısında "Çolig'in dili Kırd[ce] (Kürtçe)dir. Bazı Kırdler (Kürtler) dilimize Zazaki, bazıları Dımıli derler. Ama biz Kırd (Kürtçe) deriz." diyor.

II-KIRMANC

Dersim yöresinin Dımıli lehçesiyle söylenmekte olan bazı halk ezgilerinden, hem de Dersimli bazı yazarların verdiği bilgilerden anlaşılacağı gibi Dımıli lehçesini konuşan Dersimli Kürtler kendilerine "Kırmanc", genelde Kurmanc olarak bilinen Kürtlere "Kırdas"; onların lehçelerine ise "Kırdaski" veya "Kırdasi" demektedirler.

Dersimli yazarlardan Mustafa Düzgün konuyla ilgili olarak "Dersim halkı nesep (soy) bakımından kendisine 'Kırmanc' der. Başka adları kullanmaz. Diyelim ki yabancı birisi ya da Dersimli olmayan birisi dil sürçmesiyle bir Dersimliye 'Zaza' derse, Dersimli buna kızar, 'Hayır, ben Zaza değilim, Kırmancım' der. Gerçek olan şu ki Dersimli Kırmanclar hiçbir zaman kendilerine 'Zazayız' demezler....

"... Yine Dersim halkı atalarının topraklarını/Kırmanclar'ın ülkesini 'Kırmanciye' diye adlandırır. Ama Türkçe olarak ya da başka bir yabancı dille ülkelerinden bahsedince 'Kürdistan' derler. Örneğin Dersim'in bilgin, şair ve kahramanlarından olan Alişêr, 'Dersim Türküsü'nde 'Kürdistan' sözcüğünü kullanır. Yine Dersim Kırmancları, Kürdistan'ın özgürlüğü için Türk Devleti ve Avrupa devletlerine gönderdikleri telgraf ve dilekçelerin tümünde ülkelerini 'Kürdistan' diye adlandırmışlardır. Dersim'de 'Kırmanciye' ve 'Kürdistan' sözcükleri arasında hiç fark yoktur... Yine Dersim'de ülke adı ya da 'Kırmanciye' ve 'Kürdistan' sözcüğü, sadece Dersim için değil, ister 'Kırmanc' ister 'Zaza' ister 'Kur' veya 'Kurd' olsun, bütün Kürt Ulusu'nun ülkesinin adı olarak kullanılır." der.

III-DIMILİ

Bu sözcük daha çok Kurmanclar tarafından kullanılmak üzere, Kürtler arasında Dımıli, Dımbıli veya Dımli biçiminde söylenir. Kemal Badıllı, Kurmanclar'ın "Zazalara nadiren Zaza, fakat genel olarak Dımıl" dediklerini yazar.

Kanımca "Dımıli" sözcüğü, "Dunbuli" veya "Dunbeli" sözcüğünün değişikliğe uğramış biçimidir. Bu kanıya şuradan varıyorum:

1)Herşeyden önce, bugün de Motkan ve Sason gibi bazı yörelerde Zazalar "Dımbılan" adıyla anılmaktadırlar (sözcüğün sonundaki "-an", çoğul ekidir).

2)Peter Lerch, 1850'lerde Palu'nun kuzeyindeki Dumbeli Aşiretinin Zazaca konuştuğunu yazar.

3)Birçok tarihçi, Xoy (Hoy) yöresinde Dunbulilerin yaşadıklarını yazar. Şerefname'de bunların aslen Yezidi oldukları ve Cızira Boxtan (Botan) yöresinden oraya gittikleri belirtilir. Acaba bunların bugünkü Dımılilerle ilişkisi nedir?

Şerefname'nin Dınbıli beyleri ile ilgili bölümünde, Dınbılilerin [Cızira] Boxtan (Botan) vilayetinden giderek Xoy yöresine yerleştikleri, başlangıçta Yezidi dinine mensup oldukları ve Kürtler arasında onlara Dınbıli Boxt denildiği belirtilir. Nitekim bugün de Cizre'ye bağlı Dunbılya diye bir köy vardır (bazı kaynaklarda adı Dumbulya veya Dımılya biçiminde geçen bu köyün Türkçeleştirilmiş adı Erdem'dir). Aynı şekilde Darê Yeni/Dara Hêni (Genç) ilçesine bağlı Botiyan köyü sakinleri ve bu adla anılan aşiret de Dımıli lehçesini konuşmakta olup Botiyan (Botiyon) adını korumaktadırlar.

Yezidilerle Dımılilerin İnanç ve Gelenekleri Arasındaki Benzerlikler:

1) Sünni-Şafii Dımılilerin yaşadığı Piran yöresinde her yıl Mayıs ayı ortalarında kutlanan Rojê Ziyar Bayramı ile Yezidilerin "Cemayi" günü kutlamlari arasındaki benzerlikler.

2)Dımılilerin -özellikle Dersim Alevilerinin- ve Yezidilerin güneşe verdiği önem

Namaz kılacak olan Yezidi, güneş doğunca veya batınca ona doğru yönelir ve üç defa rükûa varır... Yezidi duaları dört tanedir:

1-Sabah duası: Arapça-Kürtçe karışımı uzun bir duadır.

2-Evger duası: Bu dua, diğerinden daha uzun olup yine sabahları okunur.

3-Güneş batış duası: 53 duadan meydana gelen bu duaya güneş duası da derler. Güneş battığı sırada bu dua okunur.

4-Akşam duası: Buna şehadet duası da derler. Yatağa girince okunur....

Yezidilerin güneş ve aya taptıklarına dair yanlış telakki, yüce Tanrı (Melek Tâvus)'nın 'Ay ve karanlığın efendisi' ve 'güneş ve aydınlığın efendisi' olarak gösterilmesinin neticesidir..."

Yezidiler, "Aynı şekilde sabahleyin güneş ışınları nereye vurursa orayı öperler."

Dersimlilerde ise "akşam yatağa girerken, sabahları kalkarken ve yıkanırken Hode'ye (Tanrı'ya-Malmîsanij) dua etmek her Dersimlinin borcu sayılır. Dersimli, sabahları pek erken kalkıp muhteşem dağlar arasından doğmakta olan güneşin şualarına karşı vücuduna muhtelif inhina ve hareketler vererek ibadet eder. Güneşe Tanrının Nuru denir."

Dersimli yazarlardan Munzur Çem "Alevi Kürtlerde ateş, güneş ve ay kutsal olarak bilinirler....
... Güneş tanrıya yakın düzeyde kutsallığa sahiptir " diyor.

Dersimli Aleviler, güneşe öylesine önem vermektedirler ki bazen hastaların iyileştirilmesi için bile ona yalvarırlar.

Dersim dışındaki bazı bölgelerde de Dımıliler'in güneşi adeta kutsal saydıkları ve onun adına yemin içtikleri görülür. Örneğin Piran ve Gêl (Eğil) yöresinde günlük hayatta sık sık "Ino roj mı kor ko (bıko)!" yani "[Yalan söylüyorsam] Güneş gözümü kör etsin!" anlamında yemin edilir.

3)Yezidiler'de ve Dımıli Alevileri''nde Xızır (Hızır)'a olan saygı

M. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre, Dersimlilerin ikinci önemli bayramı Hıdır İlyas Bayramı'dır.

Yukarıdaki açıklamalardan sonra, sonuç olarak denilebilir ki; gerek Kırd ve Dımıli adları ile -bazı yerlerdeki kullanılış biçimiyle- Zaza adı, gerekse Dersim'de kullanılan Kırmanc adları aynı topluluğun adlarıdır. Bunların değişik zaman ve yerlerde kullanılışları ya da kullananları değişik de olsa hep Kürtler'in bir bölümü ya da bir aşireti için ad olarak kullanılmaları ortak özellikleridir.

Hülya Yetişen- Günlük konuşma dilinde Kurmanci ve Zazaki arasında hem bir fark ve hem de bir ilişki olduğunu gösteren sözcükler var? Örneğin baw-bav aw-av, şew-şev, lew-lêv, were-bêrı gibi harflerin yer değiştirmesi; Jin-cini kışt-kuşt, sêv-sa gibi kelime köklerinin aynılığını görüyoruz. Ayrı dil ve dil gurupları arasında bu türden ilişkiler var mı? Bir dili lehçe veya ayrı bir dil olarak değerlendirmenin ölçütleri nedir?

Malmîsanij- Bu tür ses dönüşmeleri hem başka dil ve lehçelerin kendi içinde hem de dil ve lehçeleri arasında var.

Dil, birçok özelliğiyle kompleks bir dizgedir. Dilbiliminde lehçe ve dili ayıran ölçütler konusu çok tartışılmış olmakla birlikte bu konuda kesin ölçütler üzerinde anlaşılamamıştır. Daha ilginci, -genel olarak düşünülenin aksine- lehçe veya dil tespitinde, bunların dilsel yapısından ziyade sosyopolitik ya da siyasal faktörlerin belirleyici önemde olduğunu dilbilimciler de kabul ederler. Toplumdilbilim (sosyolengüistik), bu anlamda sosyal ve politik faktörleri gözönünde bulundurur.

Sınırları bulanık olabilen dil ve lehçe ayırımı konusunda kimileri karşılıklı anlaşma ölçütünü öne sürerler. Bu anlayışa göre, iki kişi birbiriyle konuştuğunda karşılıklı anlaşabiliyorsa bunların konuştukları aynı dil veya bu dilin lehçeleridir, anlaşamıyorlarsa bunlar ayrı iki dildir. Buna karşın dilbilimciler bu ölçütün sorunlu olduğunu ve tek başına yeterli olmadığını belirtirler. Örneğin, Kuzey Afrika ülkelerindeki Arapça’yı konuşanlarla Suudi Arabistan Arapça’sını konuşanlar birbirleriyle anlaşamazlar, ama ikisi de Arapça’dır. Bazı İskandinavya ülkelerinde konuşulan Laponca’nın (Samiska) değişik lehçelerini konuşanlar birbirleriyle anlaşamazlar ama bunlar Laponca’nın lehçeleridir. Kurmancca konuşanlarla Güney Kürtçe’sini (Sorancayı) konuşanlar büyük ölçüde anlaşamazlar ama ikisi de Kürtçe’dir. Dilbilimciler haklı olarak karşılıklı anlaşılabilirlik ölçütünün tek başına geçerli olmadığını belirtmişlerdir. Örneğin dilbilimci R. A. Hudson ve Kenneth Hyltenstam bu ölçütle ilgili değişik sorunları belirtirler (*): Her şeyden önce, karşılıklı anlaşılabilirlikte farklı düzeyler var. Lehçe ya da dil saymak için karşılıklı anlaşabilme ne ölçüde gereklidir?

Üzerinde durulan başka bir örnek de şudur:

A, B, C diye üç kişi,ya da üç konuşma dizgesi varsayalım.
1)A ile B anlaşabiliyorlar. (A ve B aynı dilin lehçeleri oluyor.)
2)B ile C anlaşabiliyorlar. (B ile C aynı dilin lehçeleri oluyor.)
3)A ile C anlaşamıyorlar. (A ile C ayrı diller oluyor.)

İlk iki şıkka bakılırsa, A, B, C aynı dilin lehçeleri olur (A ve C anlaşamadığı halde). Üçüncü şıkka göre ise C ayrı bir dil olur, çünkü A ile C anlaşamıyorlar. Yani, C perspektfiyle bakılırsa, A ve B ayrı iki dil olur. B perspektifiyle bakılırsa, A ve B aynı dilin lehçeleri olur. Görüldüğü gibi karşılıklı anlaşabilme ölçütü paradoksal sorunlara neden olabiliyor.

Bu konudaki diğer bir sorun, karşılıklı anlaşabilmenin dil dizgeleri arasında değil, insanlar arasındaki bağlantıyla ilgili olmasıdır. Karşıdakini anlayabilen ya da anlayamayan insandır. Bu durumda insanın karşıdakini anlamaktaki istek ve motivasyonu gibi öğeler işin içine giriyor. Deneyim de burada önemli bir rol oynuyor. Kendi dili ya da lehçesinin dışındaki dil ya da lehçeleri dinlemede deneyimi olan biri, başkalarını daha kolay anlayabilir. Bazen dilin yapısı bakımından ayrılıklar büyük olsa da bu tür öğeler anlamayı kolaylaştırır. Bazen da A, B’yi çok iyi anlayabildiği halde B, A’yı anlamayabilir. Örneğin Kurmancca konuşanlardan Kırmancca konuşanları anlayanlar pek azdır, buna oranla Kırmancca konuşanlardan Kurmancca konuşanları az ya da çok anlayanlar daha fazladır.

Konuyla ilgili olarak kendi deneyimlerimden birkaç örnek verebilirim: Berlin’de Kırmancca olarak düzenlenen bir konferansta birkaç konuşmacıdan biriydim. Dinleyiciler arasında Gımgımlı (Vartolu) dinleyiciler de vardı. Konferanstaki konuşmacılardan biri de Gımgımlı idi. Konferansın sonunda dinleyicilerin soruları ve düşüncelerini dile getirmeleri için bir süre ayrılmıştı. O zaman Gımgımlı dinleyicilerden biri, benim konuşmamı Gımgımlı konuşmacının konuşmasından daha iyi anladığını söylediğinde ben de şaşırmıştım. (Ben Piranlıyım.) Muhtemelen bu dinleyici benim konuşmamı hemşehrisininkine oranla daha dikkatle dinlemiş olduğundan daha iyi anlamıştı.

Bunun tersi bir örnekle de karşılaştım. Çewlîg (Bingöl)’de Kırmancca bir konferans vermiştim. Kırmancca bilen Çewlîgli dinleyicilerden biri, daha sonra bir arkadaşa, benim konuşmamı anlamadığını söylemiş. Buna da şaşırmıştım. Çünkü Çewlîg şivesi Gımgımınkine oranla bizim yöreninkine daha yakındır. Üstelik ben Çewlîglilerin anlaması için onların şivesiyle konuşmaya da gayret etmiştim. Söz konusu dinleyiciyle konferans salonu dışında biraz sohbet etmiştik, o zaman beni anlama sorunu olmamıştı. Konferanstaki konuşmam dil ve edebiyat konuları üzerineydi. Muhtemelen bu dinleyici için alışılmadık ve sıkıcı bir konuydu, dolayısıyla dikkatle dinlemeye değer bulmamıştı. Nitekim benim konuşmam esnasında, caminin hoparlöründen gelen ezan sesi duyulunca aynı kişi aniden ayağa kalkmış, “Ez hê şin nimac” (Ben namaza gidiyorum) diyerek çekip gitmişti.

Kurmanclardan birçok tanıdığımın, şu kişinin (ya da şu bölgenin) Kırmanccasını anlıyorum ama şu kişininkini (ya da bölgeninkini) anlamıyorum dediğine şahit olmuşumdur. Çünkü lehçelerin kendi içinde de kayda değer ayrılıklar var. Basit bir cümleyi örnek vererek bu konuyu geçeceğim. İki kişinin karşılaşınca en çok kullandığı cümlelerden “Nasılsın, iyi misin?” soru cümlesini ele alalım. Tespit edebildiğim kadarıyla her iki lehçede de yöreden yöreye bu soru hayli farklı şekillerde sorulabiliyor.

Kirmanccada:

1)Ti seyîn (senîn) î, baş î?/ Ti seyîn (senîn) a, baş a?
2)Ti çitur a, rind a?
3)Ti senîn (sinîyen) î, hol î?/ Ti senîn (sinîyen) a, hol a?
4)Ti senîn î, gewz î?/ Ti senîn a, gewz a?
5)Ti senîn î, dînc î?/ Ti senîn a, dînc a?
6)Ti senîn î, kês î?/ Ti senîn a, kês a?
7)Ti senîn î, bikês î?/ Ti senîn a, bikês a?
8)Ti senîn î, weş î?/ Ti senîn a, weş a?
9)Ti senên a, rind a?
10)Ti sen a, rind a?
11)Ti sen a, weş a?

Kurmanccada:

a)Tu çawa yî, baş î?
b)Tu çawan î, baş î?
c)Tu çan î, baş î?
ç)Tu çito yî, rind î?
d)Tu çerre yî, rind î?
e)Tu çer î, rind î?
f)Tu kusan î, baş î?
g)Tu kusa yî, baş î?

Sadece bu cümle bağlamında düşünüldüğünde, bunun yukarıdaki farklı biçimlerini kullananlardan her birinin, hem aynı lehçeyi konuşanlarca hem de diğer lehçeyi konuşanlarca anlaşılma şansı değişkendir. Örneğin bu iki lehçeyi konuşanlardan 2 ve ç şıkkındakiler, nispeten de 1 ve b şıkkındakiler birbirlerine daha yakındır. Aynı lehçeyi konuşmalarına rağmen, diğer bölgelerden olan Kırmanclar, Dêrsım ağzına aşina değillerse muhtemelen “Ti çitur a, rind a?”dan ne kastedildiğini –Kırmancca olmasına rağmen- anlamaycaklardır. Benzer şekilde anlaşılmama durumu, farklı bölgelerin Kurmancca konuşanları için de söz konusudur.

Yukarıda karşılıklı anlaşma ölçütü ve siyasal faktörlerden söz ettim. Bunun tersine, karşılıklı anlaşabilmeye rağmen ayrı dil sayılan örnekler de var. Sırpça, Hırvatça ve Boşnakçanın durumu bu bağlamda önemlidir. Sırplar, Hırvatlar ve Boşnaklar birbirleriyle konuştuklarında karşılıklı olarak anlaşabiliyorlar. Aralarındaki dilsel ayrılıklar önemsizdir. Eski Yugoslavya devleti zamanında bunlar Sırbohırvatça (Sırbokratiska) adı altında tek dil sayılıyordu. 1954-1991 döneminde böyle olmakla birlikte bugün Sırpça, Hırvatça, Boşnakça adlarıyla üç ayrı dil sayılıyorlar. Bu örnekte, siyasal koşullların yanı sıra din ayrılığı da rol oynamıştır. Çünkü Boşnaklar Müslüman, Sırplar Ortodoks, Hırvatlar Katoliktir.

Bildiğiniz gibi, lehçe ve dilde on binlerce sözcük ve yüzlerce, binlerce gramer kuralı var. Örneğin Kurmancca ile Kırmancca'yı karşılaştırmak istediğimizde bu binlerce husus söz konusudur. Bunları sınıflandırarak kısaca söylersek, sesbilim (fonoloji), sözcükbilim (leksikoloji), biçimbilim (morfoloji), sözdizim (sentaks) gibi özellikleri bakımından karşılaştırmak gerekir. Burada bunların detaylarına girme olanağı yok. Lehçeler için, bunların strüktürel benzerlikleri aranır. Ama lehçeler arasında aynı zamanda değişik ölçeklerde ayrılıklar da var. Bu benzerlik ve ayrılıklar telaffuz, sözcükbilim, biçimbilim ve sözdizimi alanlarında olabilir.

Kırmancca'nın Kürtçe olmadığını ileri savunanlar daha çok tarihsel sesbilim çerçevesinde bazı ayrılıkları öne çıkarırlar. Örneğin şu ses değişmelerini örnek verirler:

Eski İranca…Kırmancca (Zazaca)…Kurmancca

X…H…K
xere…her…ker
ŞM…M…V
çeşm…çim…çav
Ş…Ş…Ç
şiyev…şîyene/şîyayîş…çûn
XV…W…XW
xven…wendene/wendiş…xwendin

Ya da fiillerin şimdiki zaman çekiminde Kırmancca ile Kurmancca arasındaki ayrılık gibi bazı gramatikal özellikleri örnek verirler. Oysa tarihsel süreç içindeki bu tür bazı ses dönüşmeleri ve bugünkü bazı gramatikal farklar, Kırmancca ile Kurmanccanın ayrı diller olması için yeterli değildir çünkü bu farkların yanı sıra pek çok ortak özellik söz konusudur.
Kürtçe'nin lehçeleri konusundaki çalışmalarıma dayanarak söyleyebileceğim şudur: Bütün bu özellikler göz önüne alınırsa, Kırmancca ile örneğin Kurmancca arasında önemli bazı ayrılıklar bulunmakla birlikte, çok ağırlıklı olarak ortak özelliklere sahiptirler. Bu nedenle de bunlar ayrı dil sayılamaz. Örneğin:

1)Kırmancca ve Kurmanccanın genelinde kullanılan sesler ortaktır.

2)Her iki lehçedeki sözcüklerin çok büyük bir bölümü ortaktır. Verdiğiniz örneklerde olduğu gibi, bazı sözcüklerde ses değişmeleri söz konusudur. Tamamen ayrı olan bazı sözcükler de vardır ki bu durum, her lehçenin kendisi içinde de söz konusudur.

Kırmanc (Zaza) lehçesinin ilk yayımlanmış eseri olan Mewlidê Kırdî’deki sözcüklerden bir örnek vereyim. Bu eserin birinci bölümünde toplam 149 sözcük var. Aynı bölümdeki Arapça sözcükleri saymayacak olursak, buradaki sözcüklerin yüzde 91,3’ü Kurmanccayla ya aynıdır ya da belli ses değişmelerine uğramış olan ortak sözcüklerdir. Aynı bölümdeki Arapça sözcükleri de iki lehçede ortak kabul edersek, 149 sözcükten sadece 8 sözcük Kurmancca'dan tamamen farklıdır. Diğer sözcükler ya aynıdır ya da belli ses değişmelerine uğramış olan ortak sözcüklerdir. Yani bu durumda, tamamen farklı olan sözcüklerin oranı, kitabın bu bölümünde sadece yüzde 5,3’tür. Diğer bir deyişle, yüzde 94,7’i ya Kurmancca'yla aynı ya da bazı ses değişmelerine uğramış olan ortak sözcüklerdir. Kırmancca'nın ilk manzum yazılı edebi ürünü olduğu için bu eseri örnek verdim. Dini bir metin olduğundan Mewlid’de Kurmancca ile ortak olan sözcüklerin oranının diğer metinlerinkinden yüksek olduğunu düşünüyorum, buna rağmen bu örnek bu konuda bir fikir verebilir.

3)Cümlede sözdizimi iki lehçede genellikle aynıdır.

Yukarıda belirttiğim gibi, burada detaylara girme olanağı yok fakat rastgele bir cümleyi örnek verelim:

Ez û birayê xwe/xo ma şîy bacar, ma sol û kincî/cilî herînay, ma agêray. (Kırmancca)
Ez û birayê xwe em çûn bajêr, me sol û kinc/cil kirrîn, em vegeriyan. (Kurmancca)
Kuşkusuz bütün cümleler bu kadar benzemez ama sözdizimi iki lehçede genel hatlarıyla aynıdır.

4)Bazı ayrılıkların yanı sıra dilbilgisinin isim, zamir, sıfat, fiil, edat, zarf, bağlaç, ünlem gibi birçok konularında Kırmancca ve Kurmancca'nın ortak yanları ağırlıktadır.

Dil ve lehçe tartışmasında, söz konusu dil veya lehçeyi konuşan toplumun kendisini nasıl tanımladığı, hangi ulusa veya halka mensup saydığı önemli bir ölçüttür. Bu anlamda da Kırmanclar'ın durumunu göz önünde bulundurmak bir zorunluluktur. Kırmancların tarih boyunca kendilerini Kürt saymaları, Kürt ulusal mücadelesinde çok önemli bir yere sahip olmaları, “Zazalık” adına ulusal bir talepte bulunmamaları, tersine ayaklanma ve direnişlerinde Kürt ulusal taleplerini öne sürmeleri, onların Kürt olduklarının açık ifadesidir.

Yirminci yüzyılın başındaki Kürt ulusçu hareketi içinde Kırmanclar'ın çok önemli bir rol oynadığını biliyoruz. Diyarbekir’de Kürt Ulusçuluğu başlıklı çalışmamda bu konunun detaylarını tartışmıştım. Kırmanclar Kürt ulusal hareketi içindeki bu rollerini sonradan da sürdürmüşlerdir. Kendileri için kullandıkları Kırmanc ve Kırd adları da Kürt adının birer versiyonudur. Zaza ve Dımıli adları ise gerçekte birer aşiret adı iken sonradan Kırmanclara teşmil edilmiştir. Özellikle Zaza adı, daha çok kendileri dışındaki Türk gibi toplulukların onlar için kullandığı bir addır. Bugün ise T. C.’nin Başbakanından genel kurmay başkanına kadar devlet yetkilileri, Türk şovenleri ve onlarla işbirliği içinde olanlar tarafından Zaza adı kasıtlı olarak ısrarla kullanılmaktadır. Halkın kendisi için kullandığı Kırmanc ve Kırd adlarının Kürtlüğü ifade ettiğini bildiklerinden bu adları bilinçli olarak kullanmamaktadırlar. TRT6 yayınlarındaki alt yazılarda ve Türk üniversitelerinde açılmaya başlanan “Zaza Dili” bölümlerinde, alfabemiz bilinçli olarak değiştirilmekte, Kürt alfabesi yerine Türk alfabesi dayatılmaktadır

Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki şu anda, TRT6’nin Kırmancca (Zazaca) bölümünü, bu görevden önce polis olarak çalışmış olan bir kişi yönetmektedir. Tek özelliği eski bir polis olmak ve Büyük Birlik Partisi taraftarı olmak olan bu kişi, hayatında bir paragraf Kırmancca yazmadığı ve Kırmancca konusunda asgari bilgilere bile sahip olmadığı halde, sözümona Kırmanclar için açılan bir devlet televizyonunda yetkili olabilmiştir. Tunceli ve Bingöl üniversitelerinde açılan ve Kürtçeden ayırmak için bilinçli olarak ”Zaza Dili” adı verilen bölümlerin yetkilileri de bugüne dek bir satır Kırmancca yazmamış ve bu lehçede ümmi olan kişiler oldukları halde, lehçemizin adını, alfabemizi değiştirmekte devlet üniversitesi tarafından yetkili kılınmışlardır. Bunların bir kısmının da Büyük Birlik Partisi ve MHP çevresinden geldiği söylenmektedir. Günümüzde dünyanın hiçbir üniversitesinde ümmi olanların dil konusunda karar vermek ve başkalarını eğitmek hakkına sahip kılındıkları görülmemiştir ama Türkiye’de bu olmuştur. Çünkü T. C. yetkilileri için önemli olan bilim değil, Kürtlerin nasıl zayıflatılacağı, nasıl minimize edilecekleridir.

Devletin Kırmanclarla Kurmancları birbirinden ayırmaya yönelik çalışmalarının tarihi eskidir. Örneğin 1960’lı yıllarda, güdümlü profesörlerden H. Reşit Tankut şunu öneriyordu:

“... şimdi tek bir yol üzerinde yürümeğe mecburuz. Bu yol şudur: Kırmançlıkla [Kurmanclıkla] Zazalığın arasında bir Türklük barajı kurmak.”

Bu baraj şöyle olacaktı:

“Erciyes’ten [Erciş’ten] Tunceli yakınlarına kadar uzanan bu hattın güneye doğru elli kilometre derinliğinde bir yerleştirme bölgesi saptamak; amaca çabuk ve kolay varmak bakımından gerekli görünür. Bu yerleştirme, ‘bölgeyi ikiye bölen Türk barajı’ olacaktır.”
Özellikle Karadeniz Bölgesi'nden getirilip Kırmanc (Zaza) ve Kurmanc bölgeleri arasında iskân edilecek Türklerle bu barajın oluşturulması düşünülüyordu (**).

Türk ülkücülerinden Hayri Başbuğ (H. Şelıc) ve Prof. Orhan Türkdoğan’ın son yıllarda birdenbire “Zaza dostu” kesilip Zazacılık yapmaları, bu konuda kitap yayımlamaları tesadüfi değildir. Zazacılardan olup Miraz adlı Kırmancca dergiyi yayımlamış olan İsmail Söylemez’in şu anda Türkiye’nin Urmiye(İran) ataşesi olarak çalışması hakeza. Adı geçenlerden Orhan Türkdoğan 12 Mart döneminde İsmail Beşikçiyi ihbar etmekle, değişik takma adlarla çalışmalarını yürüten ve Internet ortamında Kırmanclar arasında Kürt düşmanlığı yaratmak için yoğun çaba gösteren ve bunda kısmen başarılı da olan son yılların aktif Zazacısı Hayri Başbuğ ise şu iki kitabıyla ünlüdür: Göktürk-Uygur Zaza Kurmanc Lehçeleri, Kürttürkleri ve Fanatik Ermeni Faaliyetleri.

Hülya Yetişen- Zazaki’nin ayrı bir dil, Zazaların da ayrı bir halk olduğunu iddia eden gurup ve kesimler var. Bu tartışmaları doğru zemine çekmek için bir soru sormak istiyorum. Zazaki ve Kurmanci arasında ön ekler, son ekler isim tamlamaları, fiil ve fiil çekimleri arasında nasıl bir bağ var? Örneklerle anlatabilir misiniz?

Malmîsanij- Önek ve sonek derken “préfixe” ve “suffixe”i kastediyorsanız bunların da çoğu ortaktır. Kırmancca soneklerin uzun bir listesini Vate ve Çıra dergilerinde yayımlamıştım. Yüzlerce örnek verilebilir fakat burada Kırmancca ile Kurmancca arasında ortak olanlardan sadece birkaçını hatırlatıyorum:

-an: Çoğul sonekidir.

Kırmanckide "-an" soneki bazı yörelerde "-a", "-on", "-o", "-ûn" veya "-û"ya dönüşmüştür.
Kırmancca ve Kurmanccadan örnek: destan/destûn (eller), lingan/lingûn (ayaklar).

-ane: Zarf yapmakta kullanılan bir sonektir.
Kırmanccadan örnek: herane/herûne (eşeklik).
Kurmanccadan örnek: kerane (eşeklik).

-ber: “Götüren”/taşıyan anlamı veren bir sonektir.
Kırmancca ve Kurmanccadan örnek: emirber (emirber), pêxamber/pêxember (peygamber).

-ek: Küçültme sonekidir.
Kırmancca ve Kurmanccadan örnek: darik (ağaççık, değnek), mêrik (adam, adamcağız), pitik (bebek).

Ortak öneklere birkaç örnek:
bi-: “İle” anlamı veren bir önektir.
Kırmancca ve Kurmanccadan örnek: biaqil/baqil (akıllı).

bê-: Türkçedeki “-sız” (olmayan) anlamı veren bir önek.
Kırmancca ve Kurmanccadan örnek: bêbext (bahtı olmayan, kalleş), bêkes (kimsesiz), bênamûs/bênomus (namussuz).

man-: “Dişi” anlamı veren bir önek.
Kırmancca ve Kurmanccada: manker/mankere/mûnker (dişi eşek), manga/mûnga (inek).

ne-: Olumsuz anlam veren bir önek.
Kırmancca ve Kurmanccada: neçar (çaresiz, zavallı), nekes (cimri), nezan/nezûn (cahil, bilgisiz).

Keza Kurmanccadaki isim tamlaması da genelde diğer Kürt lehçelerindeki gibidir. Örnek:

Kırmancca (Zazaca)…Kurmancca
dara Şîyarî…dara Şîyarî
destê xalê mi…destê xalê min
embazê/hevalê lajekî…hevalên lawikî/lêwik

İsim tamlaması Kırmancca'nın bazı şivelerinde şöyle de olabilir:

Kırmancca (Zazaca)…Güney Kürtçesi (Soranca)

darê Şîyarî…darî şîyar
destî xalî mi…destî xalî min
embazê/hevalê lajê tu…hevalî kurrî to

Fiil çekimlerinde birçok ortak özelliğin yanı sıra şimdiki zaman ve onunla ilgili çekimlerde farklılık söz konusudur. Burada sadece üç zaman için örnek veriyorum.

-Di’li Geçmiş Zaman

Kırmancca (Zazaca)…Kurmancca/Güney Kürtçesi (Soranca)

mi kerd…min kir/min kird
to kerd…te kir/to kird
ey kerd…wî kir/ewî kird
aye kerd…wê kir/ewî kird
ma kerd…me kir/ême kird
şima kerd…we kir/êwe kird
înan kerd…wan kir/ewan kird

-Miş’li Geçmiş Zaman

Kırmancca (Zazaca)…Kurmancca

mi kerdo…min kiriye
to kerdo…te kiriye
ey kerdo…wî kiriye
aye kerdo…wê kiriye
ma kerdo…me kiriye
şima kerdo…we kiriye
înan kerdo…wan kiriye

Şimdiki Zaman

Kırmancca (Zazaca)…Kurmancca

ez kena…ez dikim
ti kenî…tu dikî
o/aw keno…ew dike
a kena…ew dike
ma kenî…em dikin
şima kenî…ew dikin
ê kenî…hun dikin

Hülya Yetişen- Verdiğiniz bilgiler ve bize ayırdığınız zaman için sizlere teşekkür etmek istiyorum.

Malmîsanij- Ben de size teşekkür ediyorum.

Vate Grubu'yla Zazaki Üzerine Röportaj-Hülya Yetişen


Deniz Gündüz

Deniz Gündüz Zazaca ilk roman yazarıdır. 1976 yıllında Muş iline bağlı (Gımgım) Varto İlçesi’nde doğdu. Zazaca yazmaya 1996 yıllında başladı. “Klama Pepugi”yi adlı romanı 2000 yılında yayınlandı. 2000 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Sanat Tarihi bölümüne basladı ancak burdaki eğitimini tamamlayamadı. 2003 yılında İsveç’de Upsala Üniversitesi’nde Zazaca ve Kurdoloji alanında eğitim aldı. İstanbul’da 2003 yıllında Vate Yayınevini kurdu. 2003 yılından bu yana bu yayınevinde 56 kitap ve Vate Dergisinin 14 sayısını yayınladı. 2010 yılından ihtibaren Vate Dergisinin redaksiyon kurulunda yer aldı. 2010 yılında başlayarak Rusya Devlet Radyosu’nda Zazaca haberleri sunmaya başladı. Yine 2010 yılında Kurd-1 Televizyonu’nda “Xoşebere” adlı programın sunuculuğunu yaptı. Halen yayıncılık ve edebiyat çalışmalarına devam etmektedir.

Şimdiye kadar yayınlanan eserleri:

1) Kilama Pepûgî (roman), Vartan, Anqara, 2000
2) Hîkayeyê Koyê Bîngolî (hîkaye), Weşanxaneyê Vateyî, Îstanbul, 2004
3) Kırmancca/Zazaca Dil Dersleri (gramer), Weşanxaneyê Vateyî, Îstanbul, 2006
4) Soro (roman), Weşanxaneyê Vateyî, Îstanbul, 2010

Hülya Yetişen: Yazım dilinde Zazaki ne tür zorluklarla karşılaşıyor? Zaza dili ile ilgilenen akademisyen ve dil bilimcileri arasında ne tür tartışma ve kargaşalar yaşanıyor?

Deniz Gündüz: Zaza dili, son dönemlerde çok dillendiriliyor. Bizler farklı bakıyoruz. Zazaca’yı Kürtçe’nin bir lehçesi olarak görüyoruz. Kürtçe deyince Kurmanci anlaşılıyor. Genelde bu lehçeyi konuşmuyorsanız siz Kürtçe bilmiyor musunuz diye soruyorlar. Biz Zazaca’ya Kırmanci diyoruz. Zazaca’ya Kürtçe diyoruz. Yazım dilinde karşılaşılan sorunlar Kürtçe konusunda genelde karşılaşılan sorunlardan ayrılamaz. Zazaca sadece Kuzey Kurdistan’da konuşuluyor. Diğer lehçelerin yazım imkâni bulmaları dört parça Kurdistan’da konuşuluyor olmalarındandır. Soranice de öyle… Zazaların konumlari ise farklı. Bu lehçe asimilasyondan en çok etkilenen lehçedir. Yazım dili olarak da çok geç hayata geçmis bir dil. Kurmanci’nin yazım dili çok eskilere dayanır. Zazaların kentli olmaması, dağlik bölgede olmaları gelişimlerini de olumsuz yönde etkilemiştir. Gelişimleri diğer lehçeleri konuşanlara göre geç olmuştur. Günümüzde ise daha farklı bir yansıması var. Dil meselelerini siyasi olaylardan ayıramayız. İster istemez de bu meselelere giriyoruz

Kürt ulusallaşması, Diyarbekir merkezlidir. Lehçe olarak da Kurmancci üzerinden gelişmiş bir durum söz konusudur. Kürtçe bu dille, yani Kurmanccayla sembolleşmiştir. Politik anlamda da siyasi tartışmalar bu lehçe üzerinden yürütülmektedir. Zazaca’nın bundan dolayı biraz kenarda, kıyıda kalmasına neden oluyor. Bu da değişik reaksiyonlara neden olduğu için bu tür tartışmalar olabiliyor. Yani Zazaca Kürtçe midir değil midir gibi entelektüel çevrelerde tartışmalar oluyor. Halbuki pozisyon olarak Kurmancca’dan farklı bir durumu yok. Kürtçe yasaklanınca, Zazaca mı Kurmanci mi diye ayrım olmuyor. Bütün lehçeler uygulanan baskıdan aynı şekilde zarar görüyor. Kürtçe yasaklanınca tüm lehçeleri de yasaklanıyor.

Yazım alanında, mesela okur yazarlık alanında, kurumlarda ki işlerlik açısından durum çok iyi değil. Nüfusa oranladığımızda, kitapların yayınlanması anlamında Kurmancca ve Zazaca arasında çok büyük farklar yok. Karşılaştığı sorunlar açısından da durumları aynı. Okuru çok yok. Yayınlanan kitaplar az. Yayınevleri dağıtım problemi yaşıyor. Şimdiye kadar yasaklı bir dil olduğu için, insanlar korkuyla yanaşıyor. Öyle bir psikoloji oluşmuş. Türkiye Devleti ne kadar TRT Şeş’i açmış olsa da bu korku psikolojisi yıllarca ve belki de onyıllarca sürecek gibi görünüyor. Yani bu zorluklar sadece kurgu ile ilgili değil. Sosyopsikolojik anlamda da Kürtlerin kendisi bu dili bir kent dili değil, köylü dili olarak görüyor. Tüm bu pozisyonlar genel anlamda Zazaca da içinde olmak üzere Kürtçeyi genel anlamda olumsuz yönde etkiliyor.

Kurmanci’nin avantajı değişik devletlerin sınırlarının içinde konuşuluyor olmasıdır. Hal böyle olunca da pozisyon değişiyor. Mesela Güney’de artık bu tür baskılar falan söz konusu degil. Bu nedenle Kurmanci yayın ve gelişme imkânı bulabilir. UNESCO’nun yayınladığı rapor da kaybolmaya aday diller arasında yer almaz. Ama Zazaki kaybolmayla karşı karışıya kalmış diller kategorisine alındı.

Hülya Yetişen: Zazaki UNESCO’da yok olacak diller arasında yer aldığına göre, Birleşmiş Milletler’in bu konuda aldığı tedbirler var mı? Varsa bunlar nelerdir ? Yok ise talep etme gibi bir girişiminiz var mı?

Deniz Gündüz: BM’nin dil ile ilgili hukuki konumunu bilmiyorum. BM nezdinde ne tür tedbirler alınabilir ben bunu bilmiyorum. Hukuk dışı bir şey olduğu ortada. Siyasi bir kurum olarak devlet buna riayet etmiyor. Ne nasıl bir tedbir, bir önlem geliştirilebilir? Belki BM hukuki olarak birşeyler yapabilir. Uluslararasi hukuk kurallarına uyulmuyor şeklinde. Kürtçe’yi siyasi sorunlardan ve politik tartışmalardan bağımsız düşünemeyiz Yasaklanması, asimile edilmeye çalışılması, tanınmaması, inkâr edilmesi gibi tutumların tümü politik tutumlar ve uygulamalardır.

Problemler, Türk Devleti’nin ulus devlet projesini gerçekleştirmesi için aldığı kararlar, Kürtçeyi öldürmeye yönelik kararlardır. Bu kararların tümden ve temelli kaldırılması ve Kürtçe’nin de kabul edilmesi gerekiyor.

Kürtçe kendi kendine yok olmayla yüz yüze kalmış bir dil değil. Yani Afrika’daki diller gibi değil. Kürtçe öldürülmeye çalışılmış bir dil. Bu nedenle pozisyonu farklı Kürtçe’nin. Bütün bunların değişmesi/değiştirilmesi gerekiyor. Daha doğrusu sistemin değişmesi gerekiyor doğal olarak.
Kürtlerin ilkokuldan üniversiteye kadar kendi dillerinde eğitim haklarının tanınması gerekiyor.

Hülya Yetişen- Yazım dili olarak Zazaki’nin standartizasyonu konusunda ne tür zorluklar yaşanıyor. Bu konudaki çalışmalarınız nedir? Standartizasyon işleminde hangi kıstasları kullanıyorsunuz? Bir örnekle bize bunu açıklar mısınız?

Deniz Gündüz: Karşılaştığımız problemler, her dilin karşılaştığı problemlerdir. Modern dillerin de problemleridir. İngilizce’nin konuşulduğu ülkelerde de bu tür sorunlar yaşanıyor. Her dilin bir standarta kavuşturulması gerekiyor. Modern dönem bunu gerektiriyor. Biz bunları daha yeni yeni yaşıyoruz. Sorunu çözecek bir iktidar gücümüz yok. Örneğin Tük Devleti İstanbul ağzını esas alarak, Araplar da Kuran dilini baz alıp bu sorunu çözdüler. Bedirhanlar’ın yaptığı çalışmalar var biz de bunu esas alıyoruz. Kuzey Kurdistan’da dilin stantartizasyonu entelektüellerin omzunda, çaba ve çalışmalarına kaldı. Zazaca da böyle . Biz bir şehri veya bölgeyi merkez olarak almadan daha genel bir çalışma yürüttük.

Günlük konuşma dilinde bir sözcüğün yaygın olarak olarak telafuz edilmesi bir kıstastır. Bu sözcüğün halk arasında nasıl ve ne oranda kullanıldığına bakıyoruz. Örneğin Zazaca’da 28 karınca ve bir o kadar da tavşan ismi tespit ettik. Bunlardan en çok konuşulan sözcüğü seçip baz alıyoruz. Bazı zamirler de öyle. Yazım dili konuşma dili gibi değil. On değişik ağızla söyleyebilirsiniz ancak yazıda bir zamiri on değişik biçimde kullanamazsınız. Bu biçimdeki çalışmaya dilde jeolojik çalışma diyoruz.

İkinci kıstasımız etimolojik kökene olan yakınlıktır. Örneğin bazı yörelerde tavşana arweş, bazı yörelerde awraş veya awriş deniliyor. Hergoş diyenler de var. Ama bu deforme edilmiş bir sözcük. İrani dillere ve Kürtçe’nin diğer lehçelerine de bakarak sözcüğü aslına uygun biçimiyle seçmeye çalışıyoruz. Konuşma yaygınlığı/etimolojik köken bir başka kıstas.

Biz bir sözcüğün yaygın olarak kullanılmasını etimoljik kökenden önce alıyoruz. Eğer bir sözcük bir çok yörede ve yaygın olarak telafuz ediliyorsa o zaman etimoljik kökene bakmadan yaygın olanı alıyoruz. Vate Gurubu’nun tercihi budur.

Buna karşılık başka dillerden Zazaca’ya girmiş sözcükleri nasıl ayıklayacağız? Mesela “oda”ya wouda diyenler olduğu gibi gibi oda diyenler de var. Eğer bir sözcük yoğun olarak kullanılıyorsa isterse bir başka dilden Zazaca’ya girmiş olsun onu alıp kullanıyoruz. Mesela odaya biz de oda diyoruz. Ha keza Kürtçe’de mahkemeye dadgeh deniliyor. Ancak herkes tarafından ve yoğunca mehkeme olarak kullanıldığı için biz de mehkeme sözcüğünü esas aldık. Bu sözcük Arapça’dan Kürtçe’ye giren bir sözcük.

Biz Zazacayı kitabi olarak görmedik ki. Herkes anasından babasından öğrendi. Dergimizdeki yazıları okuyanların eğer biraz entelektüel birikimi yoksa “ Bu Zazaca değil” diyor. Bizim uğraştığımız Zazaca birçok yörenin Zazacası olduğu için bir çok kişi “Bu Zazaca değil” diyor. Örneğin Vate Gurubu’nun kullandığı Zazaca’ya Bingöllüler “Bu bizim Zazacamız değil, Dersimlilerin Zazacası” diyor. Aynı dergiyi okuyan Dersimliler de bu bizim Zazacamız değil, Bingöllülerin Zazacası” diyor! Kısacası her hangi bir yöreyi baz almadığımız için böylesi sonuçlarla karşılaşıyoruz.

Biz dilin temel kurallarına ve kurallı değişimine bakıyoruz. Değişik yöre ağızları var. Bu yöre insanlarının birbirlerini anlayabilecek standartizasyonu sağlamaya çalışıyoruz. Bunu yaparken de sıkı kuralları uygulamaktan çok, ağızların otantik özelliğini korumaya çalışıyoruz. Amacımız adım adım bu ağızların birbirlerini anlayabilecek düzeye getirilmesidir. Tabi ki bunları yaparken yerel ağzı koparıp bir yerlere atmıyoruz. Yöresel sözcükleri de bir bir kayıt altına alıyoruz.

Hülya Yetişen-Diasporada olmanın, dilin gelişimi açısından bir dezavantaj olduğu söylenir. Bu konuda ne tür zorluklarınız oluyor? Diaspora sizce araştırmacılara bir imkan sağlıyor mu?

Deniz Gündüz- Kendi köyümde, kendi toprağımda değil, İstanbul’dayım. Ben Vartoluyum. İstanbul’da yaşamak da Diasporada yaşamaktır. Biz dağlarla çevrili bir köyde yaşadığımız ve büyüdüğümüz için yılda bir köyümüze gelen Bingöllü çerçilerle irtibatımız olurdu. Onları da zar zor anlardık. Çocukluğum ve gençliğim böyle geçmiştir. Tabi ki İstanbul gibi bir diasporada yaşamanın avantajları var....

Dezavantajları kendi doğal ortamından uzaklaşmaktır. Örneğin annenizle konuşamıyorsunuz. Doğal ortamınızdaki dilin doğallığını konuşamıyorsunuz. Avantajı da farklı dil ve ağızları konuşan insanlarla karşılaşıyor ve konuşuyorsunuz. Birlikte çalışmak, alış veriş yapmak diyalog vesilesi oluyor. Örneğin ben Kurmanci’yi İstanbul’da öğrendim. Şayet Almanya veya Fransa’da olsaydım belki Soranice’yi de öğrenirdim.

Kürtlerin özel bir durumu var. Diasporada daha rahat ilişki kurabiliyorlar. Vate’nin çalışması önce İsveç’te başladı. Daha sonra İstanbul’a uzandı ve nihayet Diyarbakır’a ulaştı. İnsanlarımız bu tür çalışmalara önem veriyor. Eğer ilgi gösterilmeseydi bu çalışma hiçbir şekilde yer tutmazdı. İlgi ve çaba. Karşılıklı bir alışveriş işte.

Hülya Yetişen- Bir dil, bir kültür yok oluyor. Bu dili konuşan, bu kültüre sahip topluluğun(Zazaların) yapması gereken nedir? Neler öneriyorsunuz?

Deniz Gündüz- Bir kere kendi dillerinin farkına varmaları bizce önemli bir olay. Kendi dilleri de İngilizce, Fransızca gibi değerli ve zengin bir dil. Bu onların mirasıdır. Bu dile İngilizler, Fransızlar sahip çıkmayacak. Kendilerinin sahip çıkması gerekiyor. Kendileri değer verecek ki başkaları da değer versin.

Siyasi meselenin ötesinde görmeleri gerekir dil meselesini. Dilin bir sürü psikoljik neticeleri var. Konuştuğu dili bir başka dille eşitler. Bazan arkadaşlar bana soruyor. “Bu dil ölecek. Niye uğraşıyorsunuz?” diye. Ben de diyorum ki babanız hasta. Ölüme mi terk edeceksiniz? Bu insanlık dışı bir şey olur. Tabi ki herkes babasını iyileştirmeye çalışır. Doktora götürecek, ilaç alacak parası yoksa kurban keser, ziyarete götürür. Kendi imkânları çerçevesinde çareler arar. Toplumumuzun bize öğrettiği budur.

İnsanlarımız haklarını almak için politik mücadelelerini de yürütmeliler. Zazaca’nın ve dolayısıyla Kürtçe’nin ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim dili olması için bu mücadelelerini yürütmelidirler.

Hülya Yetişen- Anadil eğitiminde Zazalar’ın devletten ve Kürd gruplarından somut istemleri nedir? Devletin ve Kürd gruplarının Zazaca’ya yaklaşımı nasıldır?

Deniz Gündüz- Zazalar’ın talepleri Kürtlerin genel taleplerinden daha farklı ve bağımsız değildir. Kurmanci için istemler neyse Zazaki için de istemler aynıdır. Kürtlerin değişik lehçelerini konuşan insanların birbirlerini anlamaları kolaydır. Çünkü lehçelerin gramer ve sözcük yapıları ya aynıdır ya da birbirine çok yakındır. Farklı diller böyle değildir. Ve böyle öğrenilmiyor. Anadilde eğitime başlandığında Kurmanclar Zazaki’yi, Zazalar da Kurmanci’yi çok rahat öğrenirler. Bu konuda lehçeler arasında bir sorun yaşanmaz
Kürt çevresinden kimsenin bu çalışmalara olumsuz tepkisi yok. Zazaca ile ilgili olumsuz bir yaklaşım yok. Ancak 1970’lerden bu yana dil meselelerine eğildik. Hiç kimse bize Zazaca ile ilgilenmeyin demedi. Kurmanc arkadaşlarımız çok olgun ve demokratik yaklaştılar ve Zazaca’yı Kurmanci’den farklı görmediler. Tabi bazı istisnai durumlar var.

Devletin inkârcı yaklaşımı kırıldı. Kafatasçılar hariç. Bugün Kürtler ve Kürtçe kabul gören bir duruma geldi. Fiilen Kürt kimliği kabul edilmiş durumda. Zazalar ve Zazaki de bundan bağımsız ve ayrı olmuyor.

Devlet içinde ikinci bir kanat daha var. Biz Kürtlerin varlığını kabul ediyoruz ancak Zazalar, Aleviler Kürt değil diyorlar. Kuşkusuz bu bir senaryodur. Erdoğan “Kürtler demokratik haklarını istiyor ama Zazaların böyle bir talebi yok” diyor. Klasik böl-yönet politikası işte. Kim demiş talebimiz yok diye? Talebimiz var ama sesimiz henüz gür çıkmıyor!

Bir başka kanat ise Alevileri Kürtler’den ve dolayısıyla Zazalar’dan koparmak istiyorlar. Bunlar da çağ dışında kalan diğerlerinin daha değişik bir versiyonu.

HülyaYetişen-Verdiğiniz değerli bilgiler ve ayırdığınız zaman için size teşekkür ediyoruz.

Deniz Gündüz- Ben de teşekkür ederim.

hulyayetisen@yahoo.fr


 
Yazıya puan ver:
 (Toplam Oy #: 8)
  |   Okuma: 4099   |   Yorum: (1)   Yazdir
   Arkadaşına Gönder

Değerli ziyaretçimiz, siz kayıtsız kullanıcı olarak siteye girdiniz. Size kayıt yaptırmanızı veya kendi adınızla giriş yapmanızı öneriyoruz.

İlgili Diğer Haberler: