DataLife Engine > Manşet > Sadakat Üzerine Bir Mesel - İskender Kahraman

Sadakat Üzerine Bir Mesel - İskender Kahraman


26-12-2012, 21:57. Разместил: HejarS
Sadakat Üzerine Bir Mesel - İskender Kahraman


‘Mesel’ diye bir edebi tür vardır Ortadoğu edebiyatında duymuşsunuzdur.

Geçmişin birikimini, yaşanmışlığını bilgece birkaç cümlede aktarıverirler. Atasözleri gibidirler; ama biraz daha uzundur meseller.

Erken öten horozun kafası tez kesilir denmez mesellerde. Horoz hikayesinin tümü; fakat birkaç cümleyle anlatılır. ‘Günlerden bir gün kendini akıllı zanneden bir horoz varmış. Eğer herkesten önce ötersem sahibim beni çok sever diye düşünürmüş.

Her gün daha güneş doğmadan tüm horozlardan önce ötmeye başlamış. Ve derken sahibi bu horoz erken ötüyor diye tutup kesmiş onu. Bak gördün mü sonunda ne oldu erken öten akıllı horoza?!’ İşte böyle anlatır meseller bir hikayeyi.

Merakta bırakır insanı. Kafasını karıştırır kişinin. Ama en önemlisi eğitir, adam eder insanı varsa adam olacağı! Hele eğlenceli ve düşündürücüyse dilden dile, dinden dine, çağdan çağa atlar gider.

Ermiş kişilerin anlattıkları kısacık öykülerdir kısacası bu edebiyat dalının ürünleri. Basit ve sade dilli oldukları kadar derin bir bilgi kaynağından gelirler.

Tüm dikkatini alır insanın ve üzerinde konuşulan konuyu can damarından vurur. Zaten bundan dolayı Kürt divanhanelerinde hala biri ‘dur hele bunun üzerine size bir mesele anlayım’ dediğinde herkes pür dikkat kesilir o tarafa.

Mesellerden biri de şöyle başlar bir Kürt atasözünde: Sahibinin ekmeğini yer; ama başkasının kapısında havlar. Bu atasözünün Türkçe karşılığı nedir bilmiyorum; ama ihaneti bir cümlede ne de güzel anlatıvermiş.

Ekmeğini yediğin kapıya sadık ol, saygılı ol diye nasihat etmişti beni babam, bana bu hikayeyi anlattığı zaman.

Tipili ve soğuk bir kış günüydü o gün, bana o hikayeyi anlatıverdiğinde. ‘Seyê Xemo’ (Hemo’nun Köpeği) diye bir köpek varmış. Bu köpek sahibinin evinin önünde ekmek yermiş; ama başkalarının kapısında bekçilik yaparmış. Durduğu yerde de gelene gidene havlarmış.

İyice acıkmadan sahibinin kapısına gitmezmiş. Yemeğini yedikten sonra da orada durmazmış. Ne yaparsan yap sahibinin evininin önünde durup bekçilik etmezmiş yani. Bir de utanmadan Xemo’ya, yani sahibine de havlarmış bu köpek.

Nisbet olsun diye sahibi de bir şey yapmıyormuş ona. Yemeğini verip, sevip gönderirmiş onu. Bir gün Xemo’ya sormuşlar; ya sen bu köpeği neden hala besliyorsun? Zaten ihanetçi olduğunu, doğasına aykırı davranan sadakatsiz bir hayvan olduğunu biliyorsun.’

‘Ee, Kürtler ihanetçisi bol olan bir milletir. İhanetçilerimiz aç kaldıklarında onları beslemezsek düşmanlarımızın kapısına giderler. Bizi sevmeyenlerin oyuncağı olurlar. Ve onlar bu zayıf yanımızı bize karşı daha kötü kullanırlar.’ demiş Xemo.

Redingotlar giyer bu tipler. Haram lokmalarla caka satarlar. Hatta iyi mevkilere de gelirler başıbozuk düzenlerde. Yükseklerde hak sahibi olurlar. Mecliste milletvekilliği yaparlar.

Halkın ekmeğini, yani sahiplerinin ekmeğini yerler; ama zorbanın kapısında dururlar, gelene gidene çıkışırlar, ahlak dersleri verirler. Ekmeğini yedikleri milletin çocuklarına, vekillerine, sözcülerine sataşırlar.

Kolay değildir bir varlığın kendi doğasına aykırı davranması elbette. Çok uğraşmak gerekir böyle biri olmak için. Seni koynunda besleyen halkın düşmanlığını yapmak olağanüstü çaba gerektirir yani.

Sebebi nedir bilinmez belki bir varlığın özüne bu derece hain olmasının, doğasına düşman olmasının; ama ilahi adaletten de umut kesilmez der tüm yüce ruhlar.

Elbet bulmuştur ettiğini her kim ne yaptıysa. Yoksa siz enerjiler dünyasına, enerjiler savaşına inanmıyor musunuz? Alman düşünür Einstein bunu ispatlayamadı ama; madde enerjiye dönüşebiliyorsa; insanlar, enerjinin de maddeye dönüşebileceğini elbet bir gün hissedeceklerdir!

İskender Kahraman
iskenderkahraman@gmail.com

Вернуться назад