Kurdistan-Post yenilendi
yeni adresimiz www.Kurdistan-Post.eu dur.

Lütfen favorilerinizi günceleyiniz !
Bu site sadece arsivdir.

İ-DKP Başkanı Mustafa Hejri İle Röportaj-Hülya Yetişen


İ-DKP Başkanı Mustafa Hejri İle Röportaj-Hülya Yetişen

Irak Kürdistanı’nda Peşmerge ordu güçlerimiz vardır. Hatırlatılması gerekirki şu anda İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik silahlı mücadelemizi askıya aldık.
«    Aralık 2014    »
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 

Qazî Mihemed'in Kürd Ulusuna Vasiyeti


Qazî Mihemed'in Kürd Ulusuna Vasiyeti

Zulüm ve baskı gören halkım!

Yüce Allah aşkına vaatlere artık kanmayın. Çünkü onlar ne Allah'ı tanıyorlar, ne peygambere, ne kıyamet gününe, ne Allah huzurunda hesap vermeye inanıyorlar. Onların nezdinde, Müslüman da olsanız, Kürt olduğunuz için suçlusunuz, onların düşmanısınız

Kurd li Misrê - Nezîr Silo


Kurd li Misrê - Nezîr Silo

Misr yek ji welatên ku herî peywendîdar bû ji demek dirêj ve di nav dewletên erban de bi Kurdan re.

KCK Tutuklamaları ve Dersim Özürü - Ali Kızıl  


27-11-2011, 19:04 Kategori: Güncel  
KCK TUTUKLAMALARI VE DERSİM ÖZÜRÜ

Ali Kızıl
AKP’nin baş danışmanı Yalçındoğan, KCK tutuklamalarını “Kürt hareketine vurulmuş son 30 yılın en büyük darbesi” diye tanımlamıştı. Daha sonraki bir yazısında ise, “gelişebilecek olası bir Kürt baharına karşı tedbir amaçlı yapılan bir operasyon” diyerek KCK tutuklamalarının rasyonel olduğunu tanımlamaya çalışıp, operasyonların siyasal nedenlerini bu vurgularla açıklamıştı.

Devlet ve hükümet yetkilileri ise, daha çok hukuksal nedenini vurguluyorlar, “KCK illegal bir örgütlenmedir, paralel devlet ve devlet içinde devlet örgütlenmesi” olduğunu belirterek, tutuklamaların gereklililiğine ve yargı boyutunda hukuksal zemine indirgiyorlar.

Bu arada KCK’nın “Stalinist ve totaliter bir örgütleme” olduğunu da Avrupalıların kulağına hoş gelecek diplomatik retoriği de kullanmayı ihmal etmiyorlar.

Türk devlet yetkilileri KCK tutuklamaları gerekçesinin hukuksal, siyasal ve diplomatik boyutunu böyle izah ediyorlar.

AKP ve Fethullahçı ideolojik grupların, uzun bir süreden beri KCK’ya Kürt siyasetçilerden daha fazla kafa yorduklarının ifadesidir bunlar.

Bu nedenle AKP iktidarını “şımartılmış bir şamar oğlanı” olarak tanımlamak ciddi bir hata olur. Uluslararası ve bölgesel olarak derin bir desteğe sahip ve oldukça sistemli örgütlenmiştir. Hükümet aracılığı ile iktidar sermayesini, Fethullah Gülen cemaatleri ile de cemaat sermayesi oluşturan bu ekonomik güç ile toplumun tüm dinamiklerine el uzatan, iç ve dışta ciddi istihbarat kaynakları olan ve uzun süreden beridir eğitilmiş, bu güne hazırlanmış önemli bir kadro yapısına sahip olduğu son gelişmelerden anlaşılmaktadır.

“İkinci bir 12 eylül vakaası” olarak da tarihe geçebilecek KCK tutuklamalarının olacağının ilk işaretini Fatih Altaylı “1400 kisilik tutuklamalar olacak” yazısıyla kamuoyuna yansımıştı.

Gelinen aşama da 4-5 bine yaklaşık bir tutuklu ordusu zindanlara tıkatıldı. Gezeteci, hukukçu, aydın, akademisyen, politikacı, yazar vs. ayrımı yapmadan bu tutuklamlara cesaret edilmesi oldukça düşündürücü. Herkesin cürret edebilecegi bir girişim değildir.

Görünürdeki amaç, Kürt siyasetinin sivil reflekslerini kırmak!

Özellikle Kazan deresi vahşetinden sonra, düzenli ama rast gele dağların bombalanması gelişebilecek olası intikam saldırılarını önlemek için HPG’yi hareketsiz kılmak; içte ise kitlesel tutuklama yöntemi ile özellikle sivil ittiatsizlik eylemlerini engelleyerek dönemsel olarak psikolojik üstünlüğü elde tutmaya çalışıyor. AKP’nin bu psikolojik üstünlük stratejisi dönemseldir, dolayısıyla geçicidir.

Uluslararası ve bölgesel desteği fırsat bilen AKP bu süreçte Kürt siyasetine ‘ne yaparsam makbuldur’ türünden fırsatçı ve aşırı kendine güvenin doğurduğu abartılı bir siyasete doğru evrildiği gözlenmekte. Özellikle geçenlerde, The Guardian gazetesi, “Türkkiye’de olan tutuklu gazeteci sayısı, Çin’de bile yok” vurgusu batılıların ince bir uyarısı sayılabilir.

AKP’nin bu tasfiye girişiminin, yarın başına bela olacağının sinyalleri olarak da algılanabilir bu ince diplomatik uyarılar.

Bölgesel politikalardaki başarısızlık durumunda, -ki, sürecin Türkiye’nin istediği biçimde gitmeyeceği gözüküyor- özellikle Suriye ve İran konusunda, yine AKP laikliğinin Mısır ve Libya’da geri tepmesi vs. yarın Batılıların farklı bir politika ve taktik ittifaklar içine gireceklerine dair açık kapıdır.

KCK tutuklamalarına bu gün sessiz olan Batı ileride bunları Türkye’nin önüne demokratikleşme ve insan hakları konusunda ev ödevi diye önlerine koyması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Batılı güçler, stratejilerini çıkarları üzerine kurarlar ve bu stratejinin taktik unsurları olan ittifaklar ise her zaman değişkendir. Hele Ortadoğu’da ‘kaygan zemin’ diye tanımlanan, güçler rekabeti bu değisken Batı politikasına tamamıyla uyumludur.

Genelde bu sürecin nereye gideceği tahminleri arasında, ‘kanlı bir savaşa doğru mu gidiliyor’ varsayımı gerceğe çok yakın gözükmüyor. Daha çok bazen çatışma, bazen eylemsizlik olarak tanımlanabilecek tutarsız, istikrarsız ve gerginlik üzerine kurulu bir süreç olacağa benziyor. Yani ne uzun vadeli kanlı bir savaş, ne de yakın bir zamanda barış, bu sürecin siyasi havasını yansıtıyor diyebiliriz.

Kürt siyaset sahasında ise , KCK tutuklamalarına karşı savunma her nedense çok belirsiz gelişti. Bazıları “KCK bir sistem degildir, bir projedir, gerçeklikle alakalı değil” diyerek devlete ‘öyle bir şey yok’ mesajı verirken; bazıları da “bizim KCK ile bir bağlantımız yok, kurunun yanında yaş da yanıyor” diyerek KCK’yı illegal seviyeye çekerek, devletin hukuksal zemin tuzağına düştü.

Aslında KCK tüm Kürtlerin koordinasyonunu sağlayan; askeri zeminden siyasal zemine, illegal zeminden legal zemine geçişin bir formülüydü.

Ancak Türk Devleti KCK’nın tüm Kürtleri koordine etme projesinin Bağımsız Kürdistan’a varacak bir geçiş durumu olacağını varsaydığı içindir ki, KCK’ya yönelme politikasını geliştirdi. Tüm korkuları, dört parçadaki Kürtlerin ortak örgütlenmesi sonucu, ileride ulusal bir platformda buluşmalarıdır.

Bunun yanısıra ‘Arap baharı’ ile bölgesel değişim süreciyle birlikte, siyaset rüzgarlarının farklı esmesi sonucu devletin KCK dosyasını raflardan indirip, Kürt siyasetinin önüne hukuksal zeminde ortaya koymasına yol açtı.

Hukuk zemininde “haklı”lıklarını ortak bir dille ifade ettiler: KCK illegal bir örgütlenmedir.

Kürt siyasetinin, “ama siz bunu daha önceden biliyordunuz” ve hatta “siz bu örgütlenme için her yolu açtınız” türünden yaklaşımlar, süreci tanımlama da çok yetersiz kalıyor.

Siyasal mücadele içinde en küçük bir zaafı bile bir gün devletin kullanacağını ve bunun üzerinde siyaset yapacağını her zaman akılda tutmak lazım. Bugün iktidarın siyasi hesabına gelen illegaliteye dayalı bir örgütlenme, yarın hukuksal gerekçe ile buna müdahele edebileceğini hesaplamak gerekir.

Son 12 Haziran seçimlerde tutuklu milletvekilleri sorununda, siyasal neden ya da hesaplardan dolayı seçime girmelerine engel olmadı, ancak seçimden sonra hukuksal gerekçelerden dolayı, hiç birini de serbest bırakmadı.

Evet bu bir siyaset oyunu, ama bizde bu oyunun karşı tarafındayız.

KCK tutuklamalarının gündemini değiştirmek için ise AKP çok ustaca bir gündem yarattı. Dersim katliamını görünürde sahiplenerek, bu taktikle KCK’ya karşı sesli ya da sessiz öfke potansiyelini CHP’ye yönlendirmeye çalışıyor.

Türkiye’deki hassas dengeleri ve bunların çelişkilerini kontrol altında tutma işini AKP gerçekten iyi başarıyor. Kurbanla katili çatıştırıp üzerine oturma işini iyi öğrenmişler anlaşılan.

Dersim gündemi, KCK’ya karşı gelişebilecek muhalefeti susturma gündemidir.

Çok akıllıca hesaplanmış ve zamanlaması çok iyi yapılmış bir siyaset ‘yem’idir, Dersim gündemi.

AKP bu gümdemle birkaç taşı birlikte vurmaya çalışıyor.

Bir, DTP’nin KCK tutuklamaları ve AKP’nin gerçek niyetini bilmeleri dolayısıyla, bu gündeme katılmayacaklarını düsünüyorlar. Böylece AKP, DTP’den daha çok Kürtleri savunuyor havası yaratmak.

DTP bu tuzağa düsmemek için Dersim arşivlerinin açılmasını dayatmalı, yine “Tunceli kanunu” ile sürgün edilen Kürt ailelerine tazminat yolunu açmak için hukuksal girişim başlatmalı, ve son olarak, Tunceli adının Dersim olarak değiştirilmesi girişiminde bulunmalı. Kürt siyaseti bu konuda insiyatifi ele geçirme pozisyonunda olmalı, aksi takdirde ciddi bir şekilde zorlanacağı göz ardı edilmemelidir.

İki, Dersim katliamının “tanınması” bazı duygusal Alevi kesimini ve oportünist Kürt elitlerini AKP şemsiyesi altına çekmek.

Üç ve en önemlisi ezeli düşmanı CHP bu yolla başını kaldıramayacak derecede mağlup edilip, toplumda rezil etmek.

Açıkçası Dersim katliamını gerçekleştiren Kemalist, ırkçı ve Kürt düşmanı olan CHP’nin rezil olup, yerle bir edilmesi Kürtler açısından olumlu bir durumken; ama bunun AKP gibi yine Kürt cellatlığına soyunmuş islamcı faşistler tarafından geliştirilmiş olması da ayrı bir paradoksal durumdur.

Bu durumda, 12 eylül referandumundaki AKP kurnazlığı karşımıza çıkıyor. Hayır dense 12 Eylül vahşetinin temsilcileri onaylanmış olacak, evet dense AKP’nin tuzağına düşülecek.

Dersim gündemi de aynı gündemdir. CHP’nin ezilip, rezil olması olumlu birşey iken, AKP’nin yükselişine basamak olması da apayrı olumsuz bir durumdur.

Dersim katliamı, her isyanın bastırılması gibi kadin, çoluk-çocuk demeden vahşice katliamdan geçirilmesi, mağaralara tıkanan masum Kürt halkına gaz kullanılarak yok edilmesi bir vahşet tarihidir. Ama Dersim katliamına gerçek vahşet trajedisi kazandıran ise Seyid Rıza’nın yakalanma ve idam öyküsüdür.

Seyit Rıza, Türk devlet makamları tarafından “müzakere” edilmek üzere görüşmeye çağrılır. Seyit Rıza, görüşmeye gittiği sırada Türk askerlerinin bir köprüye kurduğu pusuda yakalanır. Bir gün içinde yargılanıp hakkında idam kararı çıkartılır. İdam edilmek için yaşlı olduğundan, yaşı iki yaş küçültülür. Oğlunun ise yaşı küçük olduğundan büyütülür.

İdam sehpasında, “son isteğin nedir” diye sorulduğunda, “beni oğlumdan önce asın” der. Ama gözleri önünde önce oğlu asılır, sonra kendisi...

Şimdi bu trajediyi Kürtlere yaşatan faşist CHP ile, Kürtlerle müzakere ederken ‘sri lanka planı’nı hazırlayan ve kimyasal vahşeti Kürt evlatlarına yaşatan islamcı faşistler arasında ne fark var?

Aktörler farklı, ama hikaye aynı...

Bu açıdan Erdoğan’ın Dersim özürüne, bir halk deyimiyle nokta koyalım;

ÖZÜRÜN KABAHATİNDEN BÜYÜK!...

Özürün kabahatinden büyük!

Ali Kızıl
alikizild@hotmail.com


 
Yazıya puan ver:
 (Toplam Oy #: 8)
  |   Okuma: 1798   |   Yorum: (4)   Yazdir
   Arkadaşına Gönder

Değerli ziyaretçimiz, siz kayıtsız kullanıcı olarak siteye girdiniz. Size kayıt yaptırmanızı veya kendi adınızla giriş yapmanızı öneriyoruz.

İlgili Diğer Haberler:


Yorum ekle

Adınızı:  

E-Posta:  


Kodunu:
Include security image CAPCHA.
Kod güncelleme


Kodunu girin: