Warning: mysqli_escape_string() expects exactly 2 parameters, 1 given in /var/www/vhosts/eu.kurdistan-post.eu/httpdocs/engine/classes/mysqli.class.php on line 162 Warning: preg_replace_callback(): Requires argument 2, 'langdate('\1', '1333387822')', to be a valid callback in /var/www/vhosts/eu.kurdistan-post.eu/httpdocs/engine/modules/show.full.php on line 245 Warning: preg_replace_callback(): Requires argument 2, 'Array', to be a valid callback in /var/www/vhosts/eu.kurdistan-post.eu/httpdocs/engine/classes/templates.class.php on line 256 DataLife Engine > Версия для печати > Sorun; Statü, Ya da Statüsüzlük! - İlhami Sertkaya
DataLife Engine > Kurdistan > Sorun; Statü, Ya da Statüsüzlük! - İlhami Sertkaya

Sorun; Statü, Ya da Statüsüzlük! - İlhami Sertkaya


2-04-2012, 19:30. Разместил: HejarS
Sorun; Statü, Ya da Statüsüzlük! - İlhami Sertkaya


Gasp edilmiş bir ulusun, ulusal özgürlük davasının ‘sağcılığı, solculuğu, sosyalistliği, muhafazakarlığı mı’ olur? Gasp edilmiş bir ulusun bütün insanları gasp edilmiştir çünkü. Ulus özgürleşmeden, kimse kendi ideolojisini, fikrini, düşüncelerini zaten özgürce yaşayamaz.

Yıl; 2012. Yer; Dünya. Bugünün Dünya’sında, yirmi milyon bir halk varmış, dili, kimliği, kültürü, edebiyatı, bütün yerleşim birimlerinin isimleri yasak ve inkârmış. Kendi ülkesinde anadilinde okulları, eğitimi yasakmış. Bu yasakları sürdüren egemen gaspçı mantık, bu trajedik hale, ‘birlik, beraberlik, kardeşlik, ayrımız-gayrımız yok’! diyormuş hep. Bu insanlık suçunu sürdürenler, kendi kanunlarına, hukukuna, adaletine göre yargısını yaparmış hala. Gaspçılar, statüsü olmayan bu halkı, istediklerinde kırarlarmış, asarlarmış, bombalarlarmış, kimseye hesap vermezlermiş. Bu halk hangisidir? Bu gaspçı devlet hangisidir sormayacağım size. Tabî sizi, bilgiççe gülüyor gibi his ediyorum şimdi. Çünkü bildiğinizi sanıyorsunuz ve doğrudur da. Peki biliyorsunuz da ne oldu? Bu statüsüz halk, bu dili, kültürü, kimliği yasak edilmiş, anadilinde okulları olmayan halk, siz (biliyoruz deyip) gülenler olmayasınız? Hatta ve en trajedik olanı, bu halde sizi tutabilenleri, bu gaspçı devleti, partilerini destekleyen de siz olmayasınız?

Buna rağmen, namus, ahlak, terbiye, insanlık, haysiyet ve ‘insan haklarından’ da bahsedip asıl gülünç duruma düşen, bu gaspçı devleti destekleyip kendinize, geçmişinize, değerlerinize, dilinize, kültürünüze, onurunuza küfür eden de siz olmayasınız?

Size söylüyorum; AKP’nin, CHP’nin, MHP’nin Kürdü!

Size söylüyorum; Ejdadını kıran Atatürk’ü, Kemalizmi destekleyen onur yoksunu Kürd!

Sana söylüyorum; ‘Din’, diye, Tanrı diye Tanrı’nın asla kabul etmediği bu inkar ve statükosuzluğu kendi kişisel çıkarın için gaspçı mantığı destekleyip Tanrıyı bilerek kandırma hilesini taşıyan Kürd!

Sana söylüyorum, bütün değerlerini inkar ve yasak etmeyi, asıl büyük ve benzeri olmayan küfür görmeyip, bilmemezlikten gelip de, bu büyük küfrü sana yapanı destekleme gerçeğini belirttiğim için buna ‘küfür’ diyen hileli Kürd!

Sana söylüyorum, gaspçı devletin Afrikalara, Filistinlere uzanıp sahte göz yaşlarını bedava döküp ‘velevkî’ kokan başbakanı! Roboskî katliamlarını yaptırınca dut yemiş bülbüle dönen lal! Konuş sana!

Jitem’in, çetelerinin kaybedip katlettiği binlerce masum insanın katillerini biliyorken, ‘bilmiyormuş’ gibi kendisini ve Tanrıyı kandıran başbakan! ‘Meclis insan haklarını araştırma komisyonu’ kaçıncı hileli numaranızdır, söyle!

Uzak diyarlarda, ‘asimilasyon insanlık suçudur’ deyip, Kürdün diyarında bu suçu sürdürmenin adı olan o iki yüzlülüğü taşıyan başbakan, konuş! Ben aslında sana kızmıyorum, sen bu gaspçı devletin bir başbakanı olarak, bu insanlık suçunu işlemek, iki yüzlü olmak zorundasın, yoksa bu gaspçı devlette bekçi bile olamazsın, değil ki başbakan! Hani bir masalınız vardır ya sürekli tekrarlarsınız; ‘Kürd de başbakan olabilir’ Evet doğru, olabilir. Fakat kendisine, değerlerine kimliğine, gaspçı kanunlara uyup karşı çıkarak, ‘kanuni küfürler’ etmek şartıyla. Hanî islamın beş şartı vardır ya! Bir Kürd için de, bu gaspçı devletten başbakan, cumhurbaşkanı olmasının şartı da, bu trajedidir.

Şimdi yine bunları ‘bilinen gerçeklerdir’ deyip bilgiççe tebessüm eder gibisiniz. Ben sizin ‘bilmelerinizden’ bıktım. Hatta içinizde ‘haklısın’ diyenler de az değil. Ben böyle ‘haklı olmalardan da bıktım’.

Siz biliyorsunuz da, ben haklıyım da ne oldu?

Orta yerde yirmi milyon ve statüsü olmayan bir halkın bu trajedik durumu mu değiştirdi, sizin bilmeleriniz?

Gaspçı ve yer yüzünde tek örneği olan, bir halkın inkarı üstünde kurulan hileli devletin çağ dışı halini mi değiştirdi benim haklı olmam?

Sürekli ‘barış’ diyorsunuz değil mi? Benim Dünya Alem gibi bir statüm olsun, bakın barışın alasını size belirteceğim o zaman. Sizin ‘barış’ söylemleriniz hiledir. Tepeden tırnağa kadar her tarafı silah olan bir ordunun komutanlarının ‘silahları bırakın, silaha karşıyız’ diyen komik şarkısını ezberlemiş gibisiniz.

İşte bu ‘gibi artı gibileri’ toplarsak, buna akp, chp, mhp, Kürdlerini de eklersek; baştakî sorumun cevaplanmamış ve cevaplanmak istenmeyen acı manzarası çıkar ortaya: Ol hikaye budur.

Yıl 2012 ve yer yüzünde hala dili, kimliği, kültürü, edebiyatı, yerleşim birimlerinin isimleri yasak, anadilinde hala eğitimi, okulları olmayan bir halk…

Bu garip ve tek örneği olmayan durumu, ‘sağcı-solcu, dindar, muhafazakâr, liberal’ diye normalmiş gibi belirtme alışkanlığının anlamı yok. Gasp edilmiş bir ulusun, ulusal özgürlük davasının ‘sağcılığı, solculuğu, sosyalistliği, muhafazakarlığı mı’ olur? Gasp edilmiş bir ulusun bütün insanları gasp edilmiştir çünkü. Ulus özgürleşmeden, kimse kendi ideolojisini, fikrini, düşüncelerini zaten özgürce yaşayamaz. Ama eğer siz ulusal tutsaklık içinde, sizi tutsak eden gaspçı devletin kanunları çerçevesinde, icazetli korunaklarda masal anlatmaları, mesela ‘yaşasın Dünya hakları, yaşasın Che Guera, Mandela, Filistin’ vb haykırabiliyor, buna da gasp edilmiş ulusunuzun ‘ulusal özgürlük işleri’ deyip kendinizi kandırıyorsanız o başka.

Kendi bütün trajedilerinin, zalimlerinin intikamı, Güney Kürdistan da alındı. Neden? Çünkü statüsüne kavuştu.

Asıl sorun budur, sorunun asıl çözümü budur. Statü, ya da statüsüzlük!.. Gerisi trajedimizin, gasp edilmişliğimizin edebiyatı. Statüsüz bir halkın ülkesini gasp edenler, statüsüz bırakanlar, elbette gaspçı kanunlarını, gasp adaletini, gasp hukukunu uygulatacaklar. Zîlan’dan Dersîm’den Roboskî’ye uzanan katliamlar zincirin anlamıdır gasp. Kendi ülkesinde hiç bir değeri özgür olmayan bir halkın acılı kaderinde, bu acımasız manzaralar yaşanmaz da ne yaşanır? On binlerce insan gasp edilmiş Kürdistan’da kaybedilmez de, Çanakkale de, Bolu’da, İstanbul’da, Tekirdağ’da mı kaybedilir? İhanet, savaş, yıkım, rant hesapları, göç, sürgün, ateş burada olmaz da nerde olur? Bunlar, gasp edenin işleridir, başka ne beklenilir? Peki bu çağın çürümüş mantığı hala neden gaspını sürdürebiliyor?

İki sebepten;

1-Burası, islam, erkek- fanatik kültürünün hallaç pamuğuna çevirdiği, büyük silah tüccarlarının yağlı pazarı Ortadoğu’dur. Burada akıl değil, çıkar geçerlidir. Çıkarın geçerliliği de, güce göredir. Haklı olmanızın önemi yok, gücünüz kadar ‘haklısınız’ maalesef...

2- İç içe karışan çıkarlardan, bütün değerleri gasp edilmiş ‘maaş Kürdlerinin’ gaspçıya vicdansızca verdiği destek. (Akp’nin, chp’nin, mhp’ vb’lerinin, gasp edilen Kürdün diyarında aldığı desteği düşünün yetiyor).

Gaspı kendisine yediren, kendisine küfür edenlerin lanetliğidir gaspın ömrünü uzatan.

Bu kanlı ve kirli ömür, bu vicdansızlığa uzanan boyunlar devrilmesin mi? Siz bırakın sadece katliamlara, zalimliklere yakınmayı, yazmayı, mesela kendi kentinizde anadilinizi konuşurken bir gaspçı memurun ahlaksız tepkisine, dairesine, sizi yöneten gaspçı yetkisine tavrınız nedir? ‘kanunlara saygımız var’ deyip boyun eğerseniz, hiçbir masal anlatmayın. Gasp eden kanuna ‘saygınız’ varsa, kendinize saygınız olmaz. Bir başkasından kendinize asla saygı beklemeyin. Halepçe’ler yaşatan Saddam’ı kimselerin ‘insanlık’ söylemleri değil, gücün kudreti onu gizlendiği kuyulardan çıkardı.

Ne bilelim, unutmayın işte… Sorun statü, ya da statüsüzlük.

Amed Newroz’u muhteşemdî elbette. Pekî Kürdistan sadece Amed olmadığına göre ve haykırılan söylem, sloganlar da düşünüldüğünde, iki olgunun içiçe geçtiğini, bugün ‘dilsiz’ de olsa, iki mantığın yarınlarda daha da netleşecek gizemli çelişkisini görmek zor değil. Statükosuzluğa yaslanmış mantığın statükosuz istemleri, statükoyu amaç edinen mantığa dayalı istem. Milyonlar da peşinde sürüklense, statükosuzluğa yaslanmış mantık asla çözüm olmaz. Statükosuz hedefin ‘ara konakları’ da yok. ‘Ara konakları’ olmayan mantığın ‘stratejîsi-taktiği’ statükosuzluğun sadece edebiyatıdır. Siyasallaşmış, duyarlı potansiyele, statükosuzluk kötülüğünü yapmak, özgürleşmeye, yani statüko hedefine yönelmeye kötülüktür. Esas çözümün bağımsızlık olduğuna olan inancımı taşıyarak, adı, federasyon, özerklik vb ne olursa olsun, hiç olamazsa bir statüyü hedef almak, ‘olmazsa olmaz’dır. ‘Olmazsa da olur’ mantığı açık konuşmazsa bile, statükosuzluğun ömrünü uzatmaktan başka bir gerçek değildir. Acı gerçekler kaderimiz mi olmalı hep? Ödenmiş ve ödenecek bedelleri neden asıl hedef için değil de, muğlak, çözümsüz hedefsiz hedefe yöneltelim? Kanımız su mu? Canımızı ‘çöpten mi’ bulmuşuz?

Kürdistan özgürlüğüne mutlaka ulaşacak. Bu, sadece bir temenni değil, olması gereken gerçekliktir. Yeter ki, bu gerçekleşecek olan gerçeğin üzerini, muğlak söylemlerle, küçük hesaplarla karartan ve karartacak davranışlar uzamasın. Uzadıkça, özgürlüğün yolu da uzar. Bu da, statükosuzluğun ömrünün uzaması demektir. Özgürlük, tutsaklıktan, gasptan kopuştur. Özgürleşmek kötü mü ki, bu kopuş kötü olsun? Bütün halkların ve ülkelerin yer yüzünde koptuğu yok. Yer yüzünü, özgürce yaşama hakları var. O yüzden kendi statükoları, devletleri, orduları, özgür idare ve özgür iradeleri var. O yüzden, elli bin, yarım milyon, bir milyon nüfuslu hakları da sayarsak, yaklaşık dört yüz devlet var yer yüzünde. Devletleri olan birkaç halk kadar nüfusa sahip olan Kürdlerin neden olmasın?

İlhami Sertkaya
28-4-2012

Вернуться назад