Warning: mysqli_real_escape_string() expects exactly 2 parameters, 1 given in /var/www/vhosts/eu.kurdistan-post.eu/httpdocs/engine/classes/mysqli.class.php on line 162 Warning: preg_replace_callback(): Requires argument 2, 'langdate('\1', '1332762248')', to be a valid callback in /var/www/vhosts/eu.kurdistan-post.eu/httpdocs/engine/modules/show.full.php on line 245 DataLife Engine > Версия для печати > Dört Kadın Tek Gerçek - Sevda Karaca
DataLife Engine > Kadın > Dört Kadın Tek Gerçek - Sevda Karaca

Dört Kadın Tek Gerçek - Sevda Karaca


26-03-2012, 13:44. Разместил: Leyla


Sıradan öyküleri olan sıradan kadınlardı belki de onlar, birer gün arayla hikâyeleri ve fotoğraflarıyla bir anlık girdiler yaşamımıza… İlk ikisinin görüntüleri bir anlık sokuşturuldu hayatımıza demek daha doğru galiba, çünkü hemen arkasından unutmamızı, onlarla beraber bir nefret gömütüne girmemizi beklediler belli ki… diğer ikisinin ahını ve içlerinin acısını görmedik. Oysa anaların gözyaşı temasını bir gün önce çok sevmemiş miydi bu medya? Neden şimdi onların acısını ve içimize işleyen cümlelerini duyurmamayı, yok saymayı tercih etmişti?

Medyada Newrozun gösterdiklerinin üstüne örtülen örtünün işlemelerinden biri haline getirilen kadınlardan ilki İzmitten Mülki Hanım. Kim bilir Mülki Hanım, sadece o günlük ilk habere taşındığı ana haber bültenlerini seyreder; çocuklarının geleceği için endişe eder; ara sıra ne olacak bu memleketin hali diye sorar; yarına pişireceği yemeği, ödemesi gereken faturaları düşünür; üstesinden gelemediği ama bir kenara koymak zorunda olduğu sorunlarıyla hasbıhal ederek yaşar giderdi belki de… Ona yokluğun ve gelecek endişesinin müsebbiplerinden biri olarak Kürtler gösteriledururken, kızını büyüttüğü yıllar olan 90larda memleketin diğer ucunda yaşananlardan hiç haberi olmamıştı belki… Ancak, milli gurur anası olarak taşındığı haber bültenlerinin düşmanlık konseptinin alıcısı olmak zorunda kalmıştır muhakkak… Belki de bu nedenle, kızının Newroz etkinliğine katıldığını duyup, onu teröristlerin elinden almaya meyillendi. Belki de bu nedenle bütün kötülüklerin anası olarak gösterilen, her şeyiyle Türkün nefretinin hedef tahtası haline getirilen Sebahat Tuncelin sakinleştirme çabalarına savurduğu eliyle cevap verdi. Mesele Mülki hanım değil aslında. Mesele milli hisleri kabaran medyanın analar temalı bilindik söylemlerinin orta yerinde o günü kurtaracak bir işlev görmüş olması. Kırpılan cümlelerinden ve görüntü almaya çalışan kameralar karşısındaki şaşkınlığından anlıyoruz ki haberi yapanların pompalamaya çalıştığı milli hislerle teröristlere dünyayı dar eden anne olmakla da bir ilgisi yok aslında.

Diğer kadının ismi yok, elinde terlikleriyle çocukların arkasından koşan görüntüleri var. Antalya Kepezde Newroz mitingine giden bir Kürt kadını olduğu belli. Haber metinleri her ne kadar polislere taş atmasını engellemek için terlikleriyle çocukları kovaladı minvalli cümlelerden oluşsa da görüntüler öyle söylemiyor. Haberi yapanlar da durumu bağlamından koparmış olmanın derdini hiç taşımamış olacaklar ki, gözümüzün gördüğüne inat üst üste döşedikleri kahramanlık cümlelerine inanmamızı bekliyor. Kadın, polislerle çocukların arasına giriyor, ayağından fırlayan terliklerini toparlamaya, büyük bir kaygıyla da çocukları oradan uzaklaştırmaya çalışıyor. Derdinin, arkasından kovaladığı çocukların belki de daha önce onlarca kez şahit olduğu meçhule götürülen çocuklardan olmaması olduğu o kadar ortada ki!

MEDYANIN KADINLARDAN POLİS ANNE ÇIKARMA ÇABASI

Ertesi günün gazete manşetleri aymazlığın çerçevesini genişletiyor. Takvim Gazetesi bu iki kadını manşetine Eline Sağlık cümlesiyle yerleştirip, spotuna da Nevruzu bahane eden PKK ve BDP, gençleri sokağa döktü. Bunu fark eden anneler, kirli tezgâhı elleriyle bozdu yazmıştı. Kandırılan kızını örgütün elinden kurtaran anne Mülki Ç. tokatı vurup hızla uzaklaştı. BDPli Sabahat Tuncel ise yüzünü ovuşturarak acısını dindirmeye çalıştı cümleleri de haberin özünü oluşturmuştu. Sözcü Gazetesi ise Etme Bulma Dünyası diyerek polise atılan tokadın intikamını Kürt anne aldı manşetiyle sevindirik olmuştu. Yasadışı her eylemde başı çeken BDPlilerden Sabahat Tuncel diye bir tanımlamayla devam eden haberin sonraki ara başlığı ise Tokat yerini buldu. Haberin devamı safi paranoyaklık, BDPli Sabahat Tuncel anneyi kızını götürmemesi için engellemeye kalktı. Öfkeli anne bırakın beni kızımı alacağım diyerek Tuncele tokadı indirdi. Görenler etme bulma dünyası. Tuncel de geçen yıl polisi tokatlamıştı dedi. Kim bu görenler acaba? Aynı kadınlar Vatan Gazetesinde Milletvekiline Anne Tokadı, Bırakın Kızımı Alacağım, Şok Gazetesinde Anaların Öfkesi cümleleriyle manşet oldu. Birbirlerinden pek de farklı bir nefret üretmeyen gazeteler içerisinde Şok Gazetesinin haberinin son cümlesi ise terörle mücadelede annelere biçilen rolü bir güzel özetleyiveriyor: …yaptıkları gösterilerle toplumun huzurunu bozmaya çalışan terör yandaşlarının karşısına bundan böyle sadece güvenlik güçleri değil, bu olaylara alet edilen çocukların anneleri de var.

SİZ HİÇ YAVRUNUZU TOPRAĞIN ALTINA KOYDUNUZ MU?

Görünen o ki güvenlik güçleriyle birlikte konumlandırılan annelerden olmadığı için Merdane Can, görünmez kılındı acısı da, çağrısı da. Şırnaktaki operasyonda yaşamını yitiren Özel Harekât polisi Kadir Canın annesinin, iki eli birbirine yapışık, başı öne eğik sarf ettiği bu sözlerin yankısı içimizde bir yerde bir teli titretiyor elbet. Tıpkı Vatan sağ olsun demiyorum. Benim vatanım oğlumdu. Vatanımı öldürdünüz işte. Ölüler sağ olur mu? diyen anne Zeynep Özelin cümleleri gibi. Yavrumu vurduranlar, kardeşi kardeşe vurduranlar, siz hiç yavrunuzu toprağın altına koydunuz mu? diye soran, oğlunun arkasından yazdığı mektupta bu savaşın kördüğümünde kadınların hissiyatının özetini yapan Zeynep hanımın soruları çınlatsın kulakları: Siyasi hükümlü babanı ziyarete cezaevlerine gittiğimizde itilip kakılarak kendiliğinden öğrenmiştin bu ülkedeki yerini. Bu ülkedeki değersizliğini... Borcumu ödeyeceğim, dedin. Ne almıştın ki borcun olsun? Babanı elimizden alıp seni babasız bıraktıkları mıydı sana verdikleri? Borcun, babasızlığın mıydı? Borcun, okula aç gitmen miydi? Borcun, okulunu yarıda bırakarak ayak işlerinde çalışmak zorunda kalışın mıydı? Borcun, köyünü sevmen miydi? Borcun, aileni, komşularını, akrabalarını, ülkeni sevmen miydi?

Bu dört kadının karşıtlıklar içinde kurulan hikâyelerinin özünde bu kaygılar var işte. Dört farklı kadın hikâyesinde tek gerçek var; yarına ne olacağı, giderek daha fazla körüklenen savaşın kendi bedenleri-ruhları için, çocuklarının geleceği ve yaşamları için ne anlama geldiğini hisseden ve bilen kadınların kaygılı gerçekliği var. Hükümet eliyle yaratılan savaş atmosferinin kime, neye mal olacağını bilen bir yerden, bir gerçeklikten hareket ederek önlerine ölü-diri çocuklarını katan kadınların duygularını hiçe sayarak açıklanan yeni stratejilerin bu dört kadına da, başka kadınlara da kazandıracağı hiçbir şey olmadığını 30 yıldır bilmiyor muyuz?

(KIRKYAMA)

Evrensel

Вернуться назад